Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ATATÜRK

:

Giriş

Atatürk Köşesi

TÜRK POLİSİNE

   Dün sizin hali tavrınızda mertlik ve erkeklik yürüyüşünüzde intizam ve ciddiyet size olan haklı itimadı kuvvetlene herkesi memnun etti. Çünkü herkes biliyor ki ve bilmelidir ki; Polis ve Jandarma kuvvetleri vatandaşlara huzur ve sükun temin eden Cumhuriyetin kanunlarına ve medeniyet düşmanlarına karşı kullandığı bir kalkandır.

   Binaenaleyh Cumhuriyet kanunlarına memleketimizin huzur ve asayişine karşı gelebilecek ve vatandaşların hürriyetine tecavüz edebilecek her şerrin kafası behemahal bu kalkana çarpmalı ve parçalanmalıdır.

Reisi Cumhur

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

ATATÜRK VE TÜRK POLİSİ

    Cumhuriyetin 10'uncu kuruluş yıldönümünde yapılan görkemli törenlere katılmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğünce 100 kişilik bir polis birliği hazırlandı. Emniyet Müdürü Ekrem Şerif beyin büyük bir emek ve çaba harcayarak törene hazır hale getirdiği bu nadide birlik Ankara'daki kutlamalara katıldı. Özel olarak hazırlanan bu polis birliği 29 Ekim 1933 tarihinde yapılan resmi geçitte tüm seyredenler gibi Mustafa Kemal Atatürk'ün de takdir ve hayranlığını kazandı.

   Büyük Gazi; o gün Polis ve Jandarma birlikleri hakkındaki takdir ve övgülerini açıkladı. "Dün sizin hali tavrınızda..." diye başlayan bu söylemdeki "dün" her gün olabilirdi. Bu söylem polis için bir övünç vesilesi idi.

   Atatürk'ün bu övünç ve takdir dolu sözleri söylemesi söylenmek için söylenmemişti. Dünya siyasetinin yetiştirdiği en büyük şahsiyetlerden ilki olan Önder Polis ve Jandarma teşkilatlarının ülkenin olmazsa olmazlarından olduğunu çok iyi biliyordu. Bundan dolayı da her iki teşkilatın; bilhassa Polis Teşkilatının çağdaş yöntemlerle idare edilmesini ve çağdaş bilgilerle donanmış polislerle yenileştirilmesini istiyordu. Bu amaçla Çankaya köşkünde bir akşam toplantısı tertip ederek yönetici ve bilim adamlarının konu ile ilgili görüşlerini almak istedi. Çağdaş polislerin yetiştirilmesi için yeni polis okullarının açılmasına ve polis amirlerinin iyi bir eğitim veren bir okulda yetiştirilmeleri fikrine ilk tepki İçişleri Bakanından geldi. Ancak İçişleri Bakanının tepkisi bu uygulamaya gerek olmadığı savıyla değil ekonomik sebeplerden dolayı "Polise mahsus ilk orta ve yüksek öğretim kurumlarının oluşturulması ve illerde teknik bürolar ve sosyal tesisler açılması bu fakir bütçemizle şimdilik mümkün değildir bir müddet daha alışıla gelmiş şekilde polis memuru alımına devam etmekte yarar vardır" şeklinde oldu. Toplantıya katılanların çoğunluğu da bu düşünceye katıldılar.

   Alışıla gelmiş usul; diğer bazı devlet dairelerinde de olduğu gibi o zamanki Ankara'nın meşhur 'İtfaiye Meydanı' ve etrafındaki kahvehane ve hanlardan memur adayı toplanırdı. Memur olma niteliklerine sahip olanlar burada bulunur ve herhangi bir memurluk talebi için beklerlerdi. O zamanki şartlarda memur olabilmenin niteliği ilkokul mezunu veya okur-yazar olmak askerliğini yapmış olmak ve herhangi bir sakatlığı bulunmamaktı. Polis olmak içinse bunlara ilaveten gösterişli olmak da gerekiyordu. Polis aday adayı eğer siyasi polis olarak görevlendirilecek ise yüzünde şark çıbanı izlerinin bulunmaması önem arz ediyordu.

   İçişleri Bakanının ekonomist düşünceyle ortaya sürdüğü haklı gerekçelerin diğer katılımcılar tarafından da kabul görmesine karşılık Atatürk polisin eğitilmesi konusunda çok kararlıydı. Ona göre; Ülkenin iç güvenliğinin huzur ve asayişinin sağlanması ve bunun devamlılık arz etmesi çok önemli idi.

   İçişleri Bakanından polis aday adaylarını nasıl seçtiğini sordu. Polis aday adaylarını seçme yöntemini öğrendikten sonra davetlilerden de başkaca bir öneri gelmemesi üzerine Atatürk yaverini çağırttı. "İtfaiye meydanında polis olabilecek vasıfta bir şahıs al getir" dedi. Verilen emir kısa sürede yerine getirilerek Atatürk'ün emirleri doğrultusunda polis olabilecek nitelikte bir şahıs huzuruna getirildi.

   Mustafa Kemal Atatürk getirilen şahsa adını memleketini ve askerliğini yapıp yapmadığını sordu. Gerekli cevapları aldıktan sonra tekrar yaverini çağırarak şarjörü ile birlikte bir tüfek getirmesini emretti. Tüfek getirildiğinde "Tüfeği Harput'lu Fikri'ye verin" dedi. Tüfeği alan Fikri'ye de "Tüfeği doldur" diye emretti. Atatürk'ün kesin emri doğrultusunda tüfeği dolduran Fikri'ye bu sefer "tavana ateş et” emrini verdi. Emri alan Fikri hiç tereddüt etmeden tavana beş el ateş etti. Tüfekteki mermiler bitince Atatürk'ün emrini bekleyen Fikri'yi "dışarı çık" diyerek odadan çıkarttı.

   Harput'lu Fikri dışarı çıktıktan sonra Atatürk'ün bizzat yanına aldığı ve polisliğini takdir ettiği polis memuru Ragıp efendiyi yanına çağırttı. Karşısında saygılı bir şekilde emir vermesini bekleyen Ragıp efendiye hitaben "Ragıp sonra diğer davetlilere teker teker baktıktan sonra tekrar Atatürk'e dönerek; "Emriniz baş üstüne Paşam ama sebebini öğrenebilir miyim?" diye karşı soru sorunca Atatürk "Çıkabilirsin Ragıp efendi" diyerek onu da odadan çıkarttı.

   Polis memuru Ragıp efendi odayı terk ettikten sonra İçişleri Bakanına dönen Atatürk "Şükrü bey ilk gelen Harput'lu Fikri'ye seni vurmasını söylesem vurur muydu?" şeklinde bir soru yönelttiğinde Şükrü bey hiç tereddüt etmeden "Vururdu" diye cevap verdi. Aldığı cevap karşısında yüzü aydınlanmaya başlayan Atatürk tekrar sordu; "Ragıp efendiye seni vurmasını söylesem vurur muydu?" deyince yine aynı kararlılıkla "Vurmazdı paşam" diye cevap verdi.

   İstediği ve toplantıda bulunanları eğitici cevapları aldıktan ve onlara uygulamalı olarak bir ders verdikten sonra tekrar Şükrü beye hitaben "O halde kolları sıva Polis Kolejini Polis Enstitüsünü aç. Bu müesseselere en iyi ve en değerli hocaları temin et"diye kesin emrini verdi.

ATATÜRK'ÜN TÜRK POLİSİNE VERDİĞİ ÖNEM

   29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildiğinde yeni Türkiye Cumhuriyeti zayıf bir polis teşkilatına sahipti.Cumhuriyet yönetimi, Osmanlı Devleti’nden İl polis teşkilatlarını da merkez teşkilatı gibi pek zayıf durumda devralmıştı.İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Balıkesir ve Manisa gibi büyük iller 1922 yılına kadar işgal altında kalmış ve bu nedenle kadroları yetersiz durumda bırakılmıştır. Yeni Türk devletini kuran ve Cumhuriyeti ilan etmeyi başaran Mustafa Kemal Atatürk,Polis’e önem vermiş ve iyi bir polisin nasıl olması gerektiğini şu sözleriyle ifade etmiştir: "Polis, kanun adamıdır. Ona her zaman saygı göstermeli ve itaat etmelidir. Polis, asker kadar disiplinli, hukukçu kadar hukuk adamı, bir anne kadar şefkatli olmalıdır” (1934). "Herkesin polisi kendi vicdanıdır, fakat polis vicdanı olmayanların karşısındadır”(1929).

   Cumhuriyetin ilanından sonra, Türkiye Cumhuriyeti, Polis Teşkilatını geliştirmek amacıyla 1924’te Emniyeti Umumiye Müdürlüğüne bağlı olarak yeni birimler oluşturmuş ve Umum Mü¬dürden başka, bir Umum Müdür Muavini, üç Şube ve Evrak Memurluğu ve Polis Mecmuası Müdürlüğünü kurmuştur. 1930 senesinin haziran ayında yürürlüğe giren 19 Mayıs 1930 tarih ve 1624 sayılı Dahiliye Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkındaki Kanun çıkarılmıştır. Kanuna göre; Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü adı Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. Bu durumda, Emniyet işleri Umum Müdürlüğü’nün merkez teşkilatı, beş şube ile müstakil bir evrak kaleminden oluşmaktaydı. Birinci şube; memleketin genel güvenliğiyle ilgili işleri, ikinci şube; idari, beledi ve adli işleri, Üçüncü şube; özlük işleri, öğretim, saymanlık, donatım işleri, Dördüncü şube; yabancılarla ilgili işleri, Beşinci şube; teknik, istatistik ve yayın işleri, Evrak bürosu; Umum Müdürlüğe ait haberleşme, iş sahiplerinin başvurularını kabul ve sonuçlandırma işlerini yürüten bölümlerden oluşmaktaydı.

   Emniyete ait mevzuatın bütün olarak yenilenmesi yönünden önemli ilk adım 30 Haziran 1932 tarihli ve 2049 sayılı Polis Teşkilat Kanununun çıkarılması olmuştur. Bu kanunla, 2 Mayıs 1329(Miladi 1913) tarihli Polis Nizamnamesinin bu kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve Cumhuriyet polisinin yeni teşkilat esasları kurulmuştur.1932 senesi Eylül ayı başında yürürlüğe konan bu kanun; merkez ve taşra kuruluşlarına ait ilkeleri, kadroları ve derecelerini, mesleğe giriş şartlarını, seçme, atama, yükselme, yer ve görev değiştirme usûllerini ve teşkilat içinde görevli kurullar ile disiplin suç ve cezalarını düzenleyen 46 maddeden oluşmakta idi.

   Bu kanun gelişmelere ayak uyduramadığı ge¬rekçesiyle 4 Haziran 1937 tarihinde kaldırıl¬mış, yerine neşir tarihi 12 Haziran 1937 olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu yürürlüğe konmuştur. Bu kanun Emniyet Teşkilatında yapı ve fonksiyon itibariyle yeni birimlerin oluşmasına sağlamış, daha önce şube olarak hizmet veren birimler çoğaltılmış ve Daire Reislikleri olarak faaliyete geçmiştir. Buna paralel olarak da personel sayısı artmıştır. Ayrıca emniyet teşkilatının bölümleri, meslek dereceleri, mesleğe kabul ve tahsil şartları, meslekten çıkma ve çıkarılma ve disiplinle ilgili hususlar tekrar belirlenmiştir. Bu kanun 98 maddeden ibaret olup, bugünkü teşkilatlanmanın dayanağıdır. Yayımlandığı günden zamanımıza kadar ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek amacıyla birçok değişikliğe uğramıştır.

   Polis teşkilatı elaman ihtiyacını önceleri toplama metoduyla yapmakta iken, özellikle amir kadrosunun eğitimli olmasının gereği anlaşılmış, Polis Akademisi, 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunun 18. Maddesi gereğince orta ve üst kademe yöneticilerini yetiştirmek üzere, Polis Enstitüsü adı altında bir yıllık meslek içi Yüksek Okul olarak 06 Kasım 1937 yılında kurulmuştur. Polis Enstitüsü’ndeki Eğitim Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Kararlarıyla 1940 yılında iki yıllık, 1962 yılında üç yıllık yüksek okullar içerisine alınmış olup 1980 yılından itibaren öğretim süresi 4 yıla çıkarılmıştır.

   Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve o dönemde Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle, Polis Enstitüsüne öğrenci yetiştirmek amacıyla Polis Koleji lise derecesinde eğitim ve öğretim yapmak üzere Anıttepe'deki Polis Enstitüsü binasında kurulmuştur.

ATATÜRK'ÜN POLİS İLE İLGİLİ SÖZLERİ

Polis asker kadar disiplinli, hukukçu kadar hukuk adamı, bir anne kadar şefkatli olmalıdır.

Polis, kanun adamıdır. Ona her zaman saygı göstermeli ve itaat edilmelidir.

Polise karışılmaz, vazifesini yaparken serbest bırakılmalıdır.

Herkesin polisi kendi vicdanıdır, fakat polis vicdanı olmayanların karşısındadır.