|
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERDE TERÖRİZM
Teknolojide meydana gelen
gelişmeler sonucu dünyanın her hangi bir yerinde meydana gelen iç sorun kısa
süre içerisinde uluslararası nitelik kazanabilmekte ve bir çok ülkenin ortak
sorunu haline gelebilmektedir. Nitekim, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD, 12 Ekim
2002 tarihinde Endonezya’nın Bali Adasında, 15-20 Kasım 2003 tarihinde
İstanbul, 11 Mart 2004 tarihinde Madrid, 07 Temmuz 2005 tarihinde Londra, 23
Temmuz 2005 tarihinde Mısır ve son olarak 9 Kasım 2005 tarihinde Ürdün’ü
hedef alan bütün dünyadaki terörist saldırılar, uluslar arası terörizmin
geldiği noktayı gözler önüne sermiş ve tehdit ve güvenlik ile ilgili
geleneksel bakış açışını derinden etkilemiştir.
Bu
saldırılar sonrasında gelişen olaylar birçok ülkeyi derinden etkilemiş ve
etkilemeye de devam etmektedir.
Ortadoğu ve Irak'tan
Kafkaslar ve Afganistan'a kadar uzanan geniş bir bölgedeki karışıklıklar
buralardaki halklar ve uluslararası toplum için yüksek siyasi, ekonomik ve
sosyal bedelleri olan güvensiz bir çevre yaratmaktadır.
Günümüzün terörizmi geniş
alanlara yayılmış, kurumsallaşmış, teknolojik olarak gelişmiş ve nihai
etkilerinde global özellikler taşır hale gelmiştir. İnternet, terör
örgütlerinin politik mesajlarını geniş bir kitleye iletebildiği, bağış
toplayabildiği, açık ve yoğun bir şekilde kullandığı araç haline gelmiştir.
Terörizm tehdidinin artışı kitle imha silahlarında artışla doğru
orantılıdır. Alarm veren bu tehlike trendi “süper terörizm”, biyolojik,
kimyasal ya da nükleer şiddetin potansiyelini gün geçtikçe arttırmaktadır.
Yine, teröristlerin dünyanın hemen her yerinde ortaya çıkma ihtimali,
yerlerinin belli olmaması, sayılarının, sosyal konumlarının belirsizliği ve
kullanabilecekleri silahların çeşitliliği asimetrik terör tehdidinin geldiği
noktayı ortaya koymaktadır.
Günümüzde terörizmin en
tehlikeli tarafı ise kitle imha silahlarına ulaşma imkanının bulunmasıdır.
Ekonomik bakımdan güçlü olan bu örgütlerin kitle imha silahlarına ulaşma
imkanı geçmişe göre daha yüksektir ve bunlara ulaşma ve kullanma konusunda
soğuk savaş dönemindeki teröristlere göre daha kararlıdırlar.
Diğer taraftan, terör
örgütlerinin terör faaliyetlerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları
parayı elde etmek, elde ettiği parayı transfer etmek ve bu paraları
faaliyetlerinde kullanmak zorunda olması dolayısıyla terörün finansmanı ile
mücadele, terörle mücadelenin vazgeçilmez bir unsurunu oluşturmaktadır.
Ancak, organize suçlar ve
terörizm ile mücadele uluslararası camiada geniş kapsamlı bir işbirliği ve
dayanışma gerektirdiğinden, bu tehditlerle karşı karşıya kalan ülkelerin tek
başına gerçekleştireceği çabalarla kesin bir başarı sağlanamaz. Nitekim, 11
Eylül Terör Saldırılarından sonra terör ve terörün finans kaynaklarını
kurutmak konusunda uluslararası platformda büyük bir mücadeleye girişilmiş,
Birleşmiş Milletler ve FATF gibi örgütler terör ve terörün finansmanıyla
mücadeleye ilişkin bir takım tedbirler geliştirmiştir.
Birleşmiş Milletlerde
terörizm ile mücadele
Birleşmiş Milletler ve
bağlı kuruluşların geliştirdikleri geniş kapsamlı 12 sözleşme ve protokolden
oluşan uluslararası anlaşmalar ağı, terörizmle ve terörizmin finansmanı ile
mücadele için gerekli yasal zemini oluşturmaktadır. Söz konusu sözleşme ve
Protokoller;
14 Eylül 1963 tarihinde
Tokyo’da imzalanan, “Uçak İçinde İşlenen Suçlar Ve Diğer Eylemler Hakkında
Sözleşme”,
16 Aralık 1970 tarihinde
Lahey’de imzalanan “Uçağın Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirilmesinin Ortadan
Kaldırılması Hakkında Sözleşme”,
23 Eylül 1971 tarihinde
Montreal’de imzalanan “Sivil Havacılık Güvenliğine Karşı Eylemlerin
Önlenmesine İlişkin Sözleşme”,
23 Eylül 1971 tarihinde
Montreal’de imzalanan “Sivil Havacılık Güvenliğine Karşı Eylemlerin
Önlenmesine İlişkin Sözleşme” ye ek 24 Şubat 1988 tarihinde Montreal’de
imzalanan protokol,
14 Aralık 1973 tarihinde
New York’ta imzalanan “Diplomatik Görevliler Dahil Uluslararası Alanda
Koruma Altındaki Kimselere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve
Cezalandırılması Hakkında Sözleşme”,
17 Aralık 1979 tarihinde
New York’ta imzalanan “Rehin Almaya Karşı Sözleşme”,
03 Mart 1980 tarihinde
Viyana’da imzalanan “Nükleer Materyallerin Fiziki Korunmasına ilişkin
Sözleşme”,
10 Mart 1988 tarihinde
Roma’da imzalanan “Deniz Taşımacılığında Yasaya Aykırı Eylemlerin Ortadan
Kaldırılması Hakkında Sözleşme”,
10 Mart 1988 tarihinde
Roma’da imzalanan “Kıta Sahanlığı Üzerine Yerleştirilmiş Sabit Platformların
Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol”,
01 Mart 1991 tarihinde
Montreal’de imzalanan “Plastik Patlayıcıların Tanımlanabilir Biçimde
İşaretlenmesi Sözleşmesi”,
15 Aralık 1997 tarihli
“Terörist Bombalama Eylemlerinin Önlenmesi Sözleşmesi”,
09 Aralık 1999 tarihinde
New York’ta imzalanan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesi”dir.
Türkiye, terörizme
ilişkin 12 Birleşmiş Milletler sözleşme ve protokolünü imzalamış ve usulüne
uygun olarak onaylamıştır. Anayasanın 90. maddesi hükmü gereği usulüne uygun
olarak kabul edilen anlaşmalar kanun hükmünde olacağından ve anayasaya
aykırılıkları iddia edilemeyeceğinden dolayı, Türkiye mevcut iç hukuk
mevzuatını bu anlaşma hükümlerine uygun hale getirmek ve aykırı hükümleri
değiştirmek sorumluluğu altına girmiştir.
Diğer taraftan Birleşmiş
Milletler yukarıda bahsedilen sözleşme ve protokollerin yanı sıra Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde bir takım kararlar yayınlamıştır. Bu
kararların çoğunluğu belli bazı terör gruplarını veya teröristleri hedef
almakta, bu kişi ve kuruluşların malvarlıklarının dondurulmasını öngörmekte
ve ülkeleri bu konuda geniş çaplı bir işbirliğine çağırmaktadır. Bu kararlar
arasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1455, 1526, 1333, 1368,
1390, 1269, 1566, 1624, 1267 ve 1373 sayılı kararları sayılabilir.
1267 sayılı Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ile devletler Taliban’ın sahip olduğu veya
dolaylı veya dolaysız olarak kontrol ettiği, mallardan elde ettiği veya
sağladığı fonlarda dahil olmak üzere Komite tarafından tespit edilen
fonlarını ve diğer mali kaynaklarını donduracaklardır. Ayrıca bütün
devletler, her hangi bir uluslararası anlaşma veya sözleşme ile getirilen
hak ve yükümlülükleri bulunsa bile bu karar hükümlerine harfiyen uyum
göstermek zorundadırlar.
Diğerlerinden farklı
olarak 28.09.2001 tarih ve 1373 sayılı BMGK kararı ile de belli kişiler veya
örgütler hedef alınmamış, genel olarak terörist eylemlerin finansmanının
önlenmesi ve cezalandırılması, terörist eylemleri işlemek için kullanılacağı
bilinerek kasten mali kaynak temini ve toplanmasının suç haline getirilmesi,
teröristlerin ve terör örgütlerinin malvarlıklarının dondurulması öngörülmüş
ve üye devletlere işbirliği çağrısında bulunulmuştur.
14.09.2005 tarihli
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1624 sayılı Kararında ise; sadece
teröristlerin değil terörizmi teşvik edenlerin de cezalandırılması için üye
ülkeler yasal düzenlemeler yapmaya çağrılmakta, ayrıca bu eylemlerin
haklılığını savunanlara, mazeret bulanlara ve onları yüceltenlere karşı
gerekli önlemlerin alınması ve bunun yanı sıra terörle ilişkisi
saptananlara “güvenli bölgeler” yaratılmasının önlenmesi üye devletlerden
istenmektedir. Kararda, ayrıca, “terör tanımı” yapılmamakta, ancak “amacı
ne olursa olsun, ne zaman olursa olsun ve kimin tarafından yapılırsa
yapılsın terörizm, güvenlik ve barışın bir numaralı tehdidi” olarak kabul
edilmektedir.
AVRUPA KONSEYİ'NDE
TERÖRİZM İLE MÜCADELE
Tedhişçiliğin
Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi
Avrupa Konseyi bünyesinde
doğrudan terörizmle mücadele alanında hazırlanan tek Sözleşme olan
Tedhişçiliğin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi 27 Ocak 1977 tarihinde üye
ülkelerin imzasına açılmış ve 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Ülkemiz Sözleşmeyi imzaya açılma tarihinde imzalamış ve 19 Mayıs 1981
tarihinde onaylamıştır.
Tedhişçiliğin Önlenmesine
Dair Avrupa Sözleşmesi, terör faaliyetleri ile itham edilen kişilerin ilgili
ülkeye iade edilmesi yahut bulundukları ülkede yargılanmalarının sağlanması
temeli üzerine kurulu bulunmaktadır.
Avrupa Konseyi
bünyesinde terörizmle mücadelede alanında alınabilecek önlemler konusunda
öneri ve telkinlerde bulunmak üzere oluşturulmasına karar verilen ve
“Terörle Mücadele Çok Disiplinli Grubu”nca (GMT) hazırlanan 1977 tarihli
Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin tekrar gözden
geçirilmesine yönelik protokolde ise, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de meydana
gelen saldırılar sonrasında oluşan küresel yaklaşım paralelinde
etkinleştirilmeye çalışıldığı, bu çerçevede özellikle terör suçlarının ifade
edildiği Sözleşmenin 1. maddesinin kapsamının genel anlamda uluslararası
sözleşmelere atıfta bulunularak genişletilmek istendiği görülmektedir.
Bu itibarla, 1. maddede
genişlemeye konu olan terör suçları; Denizlerde Seyrüsefer Güvenliğine Karşı
Yasadışı Eylemlerin Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin uygulama alanındaki
suçlar, Kıta Sahanlığında Kurulu Sabit Platformların Güvenliğine Karşı
Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol’un uygulama alanındaki suçlar,
Terörist Bombalamaların Önlenmesine İlişkin Uluslar arası Sözleşme’nin
uygulama alanındaki suçlar ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair
Uluslar arası Sözleşme’nin uygulama alanındaki suçlar da madde metnine dahil
edilmekte ve bu sözleşmelere ilişkin suçları işleyenlerin “siyasi suçlu”
sayılması engellenerek iade prosedüründeki olumsuzluklar ortadan
kaldırılmaktadır.
Yine Sözleşmenin 2.
maddesinde gerçekleştirilen değişikle; terör suçu kavramı, Sözleşme ve
Protokolde sayılan terör suçlarını sadece işleyenler açısından değil, bu
suçları işlemeye teşebbüs edenler, suç ortağı olarak iştirak edenler ve
azmettirenlerin fillerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Ayrıca Sözleşmenin 13.
maddesinde öngörülen ve Sözleşmeye taraf Devletlere tanınan “çekince koyma”
hakkına getirilen sınırlamalar ve denetim mekanizmasının daha etkin hale
getirilmesini amaçlayan düzenlemeler, bu çerçevede öngörülen yeniliklerdir.
Terörizmin Önlenmesi
Avrupa Konseyi Sözleşmesi
Avrupa Konseyi Terörizm
Uzmanlar Komitesinin (CODEXTER) hazırlamış olduğu “Terör Suçlarıyla
Mücadele” sözleşmesinin en çarpıcı özelliklerinden birisi de önsöz (Preamble)
kısmında terör suçlarının amaçlarının tanımlanmış olmasıdır. Buna göre Terör
Suçlarının amacı; “ Özünde var olan haksız gerekçelerle bir toplumu
korkutma veya bir hükümeti veya uluslar arası bir kuruluşu herhangi bir şeyi
yapmaya veya yapmamaya zorlamak veya bir ülkenin veya uluslar arası
bir kuruluşun anayasal, sosyal, siyasi ve ekonomik alanlardaki temel
yapısını ciddi olarak sarsmak veya tahrip etmek “ olarak
tanımlanmıştır.
Sözleşme, insan
haklarına, temel hak ve özgürlüklere saygıyı esas almakla birlikte, terörle
mücadele alanında BM bünyesinde daha önce düzenlenmiş olan ve Türkiye’nin de
taraf olduğu (10) uluslar arası sözleşmenin terör suçu olarak tanımladığı
eylemlere ilave olarak; terör Amacıyla Halkı Kışkırtmak, terör Örgütüne
Eleman Kazandırma, terör Amaçlı Eğitim Verme yeni suç tipi olarak
tanımlanmıştır. Sözleşmeye taraf olan ülkelere bu yeni suçlara kendi Ulusal
Ceza Kanunlarında yer verme ve etkili ve caydırıcı yaptırım öngörme
zorunluluğu getirilmektedir.
Sözleşme Mayıs 2005
tarihinde Polonya’da yapılan 3. Avrupa Konseyi Zirvesinde taraf devletlerin
imzalarına açılmıştır. Ülkemiz, söz konusu Sözleşmeyi imzalamış, halen de
onay aşamasındadır.
FATF ve Terörizmin
Finansmanı ile Mücadele
FATF, 1989 yılında G-7
ülkeleri (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada)
tarafından OECD bünyesinde kurulmuştur. FATF’ın kurulmasıyla bir anlamda
karaparanın aklanmasıyla mücadeleye ilişkin tavsiyeler bütünü
oluşturulmuştur. FATF’ın 31 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere toplam 33
üyesi bulunmaktadır. Türkiye 24 Eylül 1991 tarihinde FATF’a üye olmuştur.
FATF tarafından 1990
yılında hazırlanan ve biri 1996 yılında diğeri ise 2003 yılında olmak üzere
2 kez revize edilen 40 Tavsiye Kararı, karaparanın mali sistem aracılığıyla
aklanmasını önlemek amacıyla üye ülke mevzuatlarını yakınlaştırmak ve
uluslararası işbirliğini sağlamak amacıyla alınacak tedbirlere bir çerçeve
çizmekte ve evrensel bir uygulama alanı yaratmaktadır.
FATF, New York
ve Washıngton D.C‘deki 11 Eylül 2001 olaylarını takiben terörizmin
finansmanı konusunun taşıdığı önem dolayısı ile tamamen bu konuya yönelik
olarak 29-30 Ekim 2001 tarihleri arasında olağanüstü bir toplantı düzenlemiş
ve bu toplantı neticesinde daha önce karaparanın aklanmasının önlenmesine
yönelik olan hükümlerini terörizmin finansmanını da kapsayacak şekilde
genişletmiştir. Yine aynı toplantıda tüm ülkelerin kabul ettiği ve
uygulamasının öngörüldüğü, terörizmin finansmanı ile mücadeleye yönelik 8
özel tavsiye, 40 tavsiyeye ek olarak geliştirilmiştir. Bu 8 özel tavsiyeye
22.10.2004 tarihinde 9. özel tavsiye eklenmiştir.

|