|
TERÖR ÖRGÜTLERİNİN FİNANS
KAYNAKLARI Necati ALKAN
Giriş
Günümüzde
terörizm, bütün dünyayı ekonomik, siyasi, kültürel ve psikolojik açıdan
etkileyen en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu sorun, 11 Eylül terör
saldırılarından sonra ABD’nin Afganistan’a ve Irak’a askeri harekat düzenlemesi,
İsrail-Filistin sorununun halen çözülememiş olması gibi nedenlerden dolayı
önümüzdeki günlerde de bütün dünyanın güvenliğini derinden etkilemeye devam
edecektir.
Ülkemiz
sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle, dünyanın en sorunlu
bölgesi haline gelen Ortadoğu bölgesinde yaşanan terör olaylarından
etkilenmektedir. Nitekim, 1970’li yıllardaki Ermeni terör örgütlerinin dış
konsolosluklarımıza düzenledikleri eylemlerden, 2003 yılına kadar uluslararası
terör örgütlerinin hedefi olmayan ülkemiz, 15-20 Kasım 2003 tarihlerinde El
Kaide terör örgütünün Türkiye yapılanmasının İstanbul’da düzenlediği intihar
saldırılarıyla tekrar uluslararası terörizm faaliyetlerinin hedefi konumuna
gelmiştir.
Terör
örgütlerini ayakta tutan bazı unsurlar vardır. Bunlar ideoloji, iç ve dış
destek, finansal kaynaklar ve insandır. Bu bağlamda, dünya genelinde faaliyet
gösteren terör örgütlerinin eylem ve faaliyetleri için ihtiyaç duydukları ana
unsurların başında finansman ihtiyacı gelmektedir.
Örgüt
militanlarının, illegal alanda faaliyet yürütmelerinden dolayı bir işte çalışıp
gelir temin etmeleri mümkün görülmemektedir. Bazı örgütler de büyüyüp
geliştikçe, şirket ve işyeri yapılanması içerisinde olsalar dahi, ticari
faaliyetlerin deşifre olma ve zarar riski düşünüldüğünde yeterli finans
sağlamaları mümkün olmayacaktır.[1]
Bununla birlikte örgütlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için barınma, beslenme, giyecek, tedavi,
ulaşım ihtiyaçlarını giderebilmesi;
yayın ve propaganda materyallerini hazırlayabilmesi; silah, mühimmat ve
haberleşme ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri gerekmektedir. Yasal yollardan
finans ihtiyacını gideremeyen örgütler, yasadışı yollarla bu ihtiyaçlarını
gidermeye çalışmaktadırlar.
Bu
makalede, önce terör örgütlerinin finans kaynakları ortaya konulacak, daha sonra
terör örgütlerinin finans temin etme yöntemlerinin karşılaştırmalı analizi
yapılacaktır. Ardından da ülkemizin, terör örgütlerinin finans kaynaklarını
önlemeye yönelik uluslararası çabaları açıklanmaya çalışılacaktır. Sonuç
kısmında da bazı önerilerde bulunulacaktır.
1. Terör
Örgütlerinin Finans Kaynakları
Terör
örgütlerinin finans temin etmek için başvurdukları yöntemler genel olarak
benzerlik göstermektedir. Ancak bazı örgütlerin, ideolojik, faaliyet yürüttüğü
bölge ve coğrafi yapıdan kaynaklanan nedenlerden dolayı finans temin etmede bazı
farklılıkları vardır.
Terör
örgütlerinin başlıca finans temin etme yöntemleri şöyle
açıklanabilir:
1.1. Gasp,
Hırsızlık
Örgütlerin
özellikle kuruluş aşamasında gelir temin etmek için kullandıkları yöntemlerden
biridir. Ülkemizde THKP/C, THKO gibi terör örgütleri kuruluş aşamalarında bu
yöntemi kullanmışlardır. Gerçekleştirdikleri banka soygunları örgüte belirli bir
gelir sağladığı gibi aynı zamanda kamuoyu tarafından tanınmalarını
sağlamıştır.[2]
İran’daki dini rejimden etkilenen bir grup tarafından 1987 yılında Batman’da
kurulan İslami Hareket Örgütü (İHÖ) de, faaliyetlerini sürdürebilmek için her
yolu kendisine meşru gören bir zihniyete sahipti. Bu nedenle gerçekleştirdiği
banka soygunları, otomobil ve eşya hırsızlıklarını gelir temin etme yöntemi
olarak kullanmıştır.[3]
Paranın sürekli kullanıldığı bankalar, işyerleri, para nakliye araçları,
mutemetler, toplu para bulunduran yer ve şahıslar bu tür örgütlerin
hedefidir.
Günümüzde
teknolojinin gelişmesiyle birlikte başta finans kurumları olmak üzere, büyük
işyerleri özel güvenlik sistemleri kurarak terör örgütlerinin bu türden
faaliyetlerine karşı gerekli tedbirleri almaktadırlar. Güvenlik sistemlerinin
yanında polisin de sürekli kendini yenileyerek örgütlerin bu türden
faaliyetlerine karşı bilinçlenmesi, gasp, soygun ve hırsızlık türü faaliyetlerin
azalmasına neden olmuştur.
Artan
önlemlere rağmen örgütlerin bu tür finans temin etme yöntemini mali açıdan
sıkıştıkları zamanlarda kullanabilecekleri söylenebilir.
1.2. Aidat ve
Bağışlar
Terör
örgütlerinin diğer bir gelir kaynağı da üyelerinden aidat adı altında topladığı
paralardır. Ekonomik durumuna göre her örgüt üyesi, örgütün belirlediği
miktardaki aidatı ödemektedir. Yazılı tüzükleri bulunan örgütler, aidatını
düzenli olarak ödemeyi, üye olmanın en önemli şartlarından biri olarak
belirlemişlerdir.[4]
Örneğin Hizbullah terör örgütü “infak” adı altında kendi militanlarının
gelirlerinden her ay %10 oranında para alıyordu.[5]
Bunun
yanında örgüt sempatizanlarının ayni ve nakdi olarak yaptıkları bağış ve
yardımlar da örgütlere büyük paralar sağlamaktadır. Hizbullah terör örgütünün
birçok mensubunun ev, işyeri ve tarlasını örgüte bağışladığı 17 Ocak 2000
tarihinde İstanbul Beykoz’da yapılan operasyondan sonra ortaya çıkmıştır.
Yurtdışında faaliyette bulunan PKK/KONGRA GEL terör örgütünün sempatizanlarından
aidat ve bağış adı altında bugüne kadar topladığı paraların miktarı ise tam
olarak bilinmemektedir. Öcalan, Almanya’da düzenlenen bir kampanyada örgüte 2
milyon marka yakın para toplandığını ifade etmektedir.[6]
Örgüt, bu yardım kampanyalarını 7. Kongresi’ne kadar propaganda kanadı olan ERNK
aracılığıyla topluyordu[7],
7. Kongreden sonra ise ERNK’nin yerine kurulan YDK (Kürt Demokratik Halk
Birlikleri) aracılığıyla
toplamaktadır. Örgütün Cephe yapılanması olarak adlandırılan bu kanadı, yurtiçi
ve yurtdışında oluşturduğu legal kuruluşlar (şirket, sivil toplum örgütleri,
dernek, vakıf, kültür merkezi vs.) vasıtasıyla özellikle Kürt kökenli
vatandaşlarımızdan büyük paralar toplamıştır.
Günümüzde
faaliyet yürüten terör örgütlerinin, güvenlik güçlerinin operasyonlarıyla büyük
darbeler aldıkları dönemlerde, bu para temin etme yöntemiyle ayakta
kalabildikleri söylenebilir.
1.3.
Fidye
Fidye,
“Bir kimsenin esirlikten veya başına gelen herhangi bir beladan kurtulmak için
kendisinin veya kendi adına bir başkasının ödemesi gereken para,
kurtulmalık”[8]
olarak tanımlanmaktadır. Terör örgütleri açısından fidye, “İşadamı, tanınmış
bürokrat, devlet adamı vb. şahısların kaçırılarak karşılığında para talebinde
bulunulması” şeklinde tanımlanabilir.
Dünyada
birçok terör örgütü, özellikle işadamlarını kaçırarak karşılığında fidye almış
ve finans kaynaklarını geliştirmeye çalışmış/çalışmaktadır. ETA terör
örgütü, dünyadaki terör
örgütleriyle kıyaslandığında en büyük geliri fidye amaçlı adam kaçırmalardan
sağlamıştır.[9]
Örneğin, Katalan işadamı Jesus Serra Santamans Nisan 1980’de kaçırılmış ve 1,5
milyon dolar karşılığında serbest bırakılmıştır. Sanayici Adolfo V. Martin yaklaşık 3 ay
bir kaçırılma döneminden sonra 24 Şubat 1990’da 2.8 milyon dolar fidye
karşılığında serbest bırakılmıştır. Temmuz 1993’te kaçırılan barış hareketinin
önemli isimlerinden Zamona kaçırıldıktan sonra serbest bırakılması için büyük
miktarda fidye ödemek zorunda kalmıştır.
Ülkemizde
terör örgütleri tarafından soyulan bankaların çoğalması üzerine bankalar ve
emniyet güçleri tarafından yeni güvenlik tedbirleri geliştirilmiştir. Barınma,
beslenme, giyecek, tedavi, ulaşım, haberleşme, silah, mühimmat vb. ihtiyaçlarını
karşılayamayacak düzeye gelen örgütler, hem bu ihtiyaçlarını giderebilmek, hem
de propaganda yaparak örgütlerinin isimlerini duyurabilmek için zengin iş
adamları ve tanınmış bürokrat ve devlet adamlarını kaçırarak fidye almaya
başlamışlardır. Örneğin, THKP/C örgüt elemanları, 4 Nisan 1971 günü Mete Has ve
Kadir Aksoy’u kaçırarak karşılığında 400 bin lira fidye almışlardır.[10]
İş
adamlarının teknolojinin sunduğu yeni güvenlik araçlarından faydalanarak özel
güvenlik teşkilatları kurmaları ve güvenlik güçlerinin yeni mücadele yöntemleri
geliştirmelerinden dolayı örgütler, geçmiş yıllarda olduğu düzeyde adam
kaçırarak fidye alamamaktadırlar.
1.4. Haraç
Toplama
Haraç,
“Bir yerden, bir kimseden zorbalıkla alınan para”[11]
olarak tanımlanmaktadır. Terör örgütleri bağlamında haraç ise, “vergilendirme”
adı altında özellikle işadamları ve ticari faaliyet yürüten kişilerden baskı,
tehdit ve korkutma yöntemleri kullanılarak toplanan para olarak tanımlanabilir.
Örgütlerce
haraç toplama, “koruma, zarar vermeme, korkutma, adam kaçırma, bir suçu veya
durumu yetkili mercilere bildirme tehdidi şeklindeki metotlarla”[12]
gerçekleştirilebilmektedir.
Ülkemizde
faaliyet yürüten sol, sağ ve bölücü terör örgütleri son yıllara kadar
“vergilendirme, fitre ve zekat” adı altında zorla vatandaşlarımızdan para
toplamaya çalışmışlardır. Özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız, terör
örgütlerinin haraç yoluyla para toplamada en büyük hedefi
olmuştur.
Doğu
ve Güneydoğu bölgelerinde PKK/KONGRA GEL ve Hizbullah terör örgütü 1995’li
yıllara kadar vatandaşlarımızdan zorla çok büyük paralar toplamıştır. Haraç
vermek istemeyen kimi vatandaşlarımızı kaçırmış, kimi vatandaşlarımızın iş
yerlerini bombalamış, kimi iş adamlarımıza da suikastlar düzenlemişlerdir. Sol
terör örgütleri aynı yöntemi büyük şehirlerde kullanmaya çalışmış, ancak
güvenlik güçlerinin bilgi birikimi, tecrübesi ve teknolojiyi üst düzeyde
kullanabilmesinden dolayı başarılı
olamamış/olamamaktadırlar.
Son
yıllarda güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler, iş adamları ve esnafın
bilinçlenmesiyle birlikte terör örgütleri “haraç” yoluyla para
toplayamamaktadırlar.
1.5. Örgütsel
Yayınlardan Elde Edilen Gelirler
Ülkemizde
faaliyet yürüten sağ, sol ve bölücü terör örgütlerinin kuruluş aşamalarına
baktığımızda bir yayınevi etrafında toplanan gençlerin zaman içerisinde
örgütlenerek faaliyetlerine başladıkları gözlenmektedir.[13]
Örneğin,
THKP/C terör örgütünün kurucusu Mahir Çayan ve grubu “Kurtuluş” isimli gazeteyle
görüşlerini yaymaya başlamıştır.[14]
Hizbullah terör örgütü “Vahdet Kitapevi” etrafında bir araya gelen gençler
vasıtasıyla kurulmuş, ilerleyen zaman içerisinde görüş ayrılıklarından dolayı
örgüt “Menzil” ve “İlim Grubu” olarak ikiye ayrılmıştır. Her iki grup da ismini
Diyarbakır’da kurduğu “Menzil
Kitapevi” ve “İlim Kitapevi”nden almıştır.[15]
Terör örgütü PKK/KONGRA GEL ise her ne kadar ilk yıllarda faaliyetlerine bir
dergi ya da gazete çıkararak başlamayıp, ev toplantıları aracılığıyla
görüşlerini taraftarlarına aktarmaya çalışmışsa da örgütlenme ve kuruluş
aşamasında kitapların, gazetelerin ve dergilerin gücünden faydalanmayı ihmal
etmemiştir. Partinin programını
belirleyen “Kürdistan Devriminin Yolu, Manifesto” isimli broşür ile, bağımsızlık
anlamına gelen “Serxwebun Dergisi”[16]
bunun en önemi göstergesidir.
Terör
örgütleri, yayınladıkları gazete, dergi ve kitapları ideolojilerini yaymak ve
teorik eğitimlerde taraftarlarını eğitmek amacıyla kullanmanın yanında, aynı
zamanda bu yayınları sempatizan ve militanlarına satarak mali kaynak
sağlamaktadırlar.
Örgütlerin
bu bağlamda, bir diğer gelir kaynağı da örgüt mensuplarını ajite etmek ve örgüte
bağlılıklarını pekiştirmek için hazırlanan teyip ve video kasetleridir. Örgütler
bu kasetler aracılığıyla mensuplarını davalarına motive etmek istemektedirler.
Sol, sağ ve bölücü tüm örgütler, hazırlanan bu kasetlerde “şehitliği” yücelterek
bir motivasyon aracı olarak kullanmaktadırlar.
1.6. Kurban
Derileri
Kurban,
“İbadet niyeti ile belirli vakitte, belirli nitelikleri taşıyan hayvanı
kesmektir.”[17]Hanefilere
göre Vacip olan bu ibadet, Şafii, Hanbeli ve Maliki’lere göre Sünnettir. İnsanın
Allah’a yaklaşmasına vesile olan Kurban, aynı zamanda İslam’daki sosyal
yardımlaşma ve dayanışmanın başka bir örneğidir. Yeryüzünde hergün binlerce
hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla hali vakti yerinde olan insanlar faydalanır.
Kurban Bayramı’nda ise, bir dini görevi yerine getirmek niyetiyle kesilen
kurbanlardan, daha çok yoksullar ve hayır kurumları istifade ederler.[18]
Bunun
yanında kesilen kurban ve özellikle derilerinden dini motifli terör örgütlerinin
de faydalandığı görülmektedir. Örneğin, Hizbullah terör örgütü faaliyetlerinin
yoğun olduğu dönemlerde Diyarbakır, Batman, Mardin ve Bingöl İlleri ve kırsal
kesiminde kurban derilerinden örgüte gelir temin ettiği bilinmektedir.[19]
Ancak,
Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki vatandaşların çoğunun mezhep olarak “Şafi”
olmalarından dolayı kurban kesimi, çoğunluğun “Hanefi” olduğu Batı illerinde
olduğu kadar yaygın değildir. Çünkü Şafii mezhebine göre kurban kesmek “Sünnet”,
Hanefi mezhebine göre ise maddi olarak hali vakti yerinde olan herkese
“Vacip”tir. Bu nedenle, Hizbullah’ın kurban derilerinden büyük çapta gelir temin
etmesi mümkün görülmemektedir.
1.7. Ticari
Faaliyetler
Bazı
örgütler, gasp, soygun, hırsızlık, haraç toplama, işçi simsarlığı ve uyuşturucu
kaçakçılığından elde ettiği paraları ticari faaliyetlere girişerek
değerlendirmeye çalışmaktadır. Ticari faaliyetleri ise, kafetarya, dönerci
dükkanları, ithalat-ihracat şirketleri vb. işletmeler aracılığıyla
gerçekleştirdikleri görülmektedir.
Genelde
örgütler bu tür işletmeleri yurtdışında, özellikle de Almanya başta olmak üzere
bütün Avrupa ülkelerinde açtıkları gözlenmektedir. Yurtiçinde ise, deşifre olma
riski nedeniyle açamamakta, bunun yerine faaliyette olan işletmelerden haraç
almaktadırlar.
Örneğin,
terör örgütü PKK’nın, ulusal ve uluslararası düzeyde silahlı ve siyasi
faaliyetleri geliştikçe mali yükü artmış ve bu yükü küçük miktarlardaki para
transferleriyle karşılayamaz hale gelmiştir. Örgüt yalnızca binlerle ifade
edilen militanlarını beslemekle kalmıyor, bunların bakılması gereken aileleri
varsa eğer, onlara da mali destek sağlıyordu. Bu nedenle PKK, Kürt kökenli
vatandaşlarımızdan topladığı paraları Londra, Paris ve Berlin gibi şehirlerde
şirketler kurarak yatırıma dönüştürmeye çalışmıştır.[20]
Pek
çok ülke 11 Eylül terör saldırılarından sonra terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı
daha duyarlı davranmaya başlamış, bu çerçevede örgütlerle iltisaklı olduğu
tespit edilen işyerlerinin faaliyetlerine son vermiştir. Dolayısıyla örgütler,
deşifre olma riskinden dolayı geçmiş yıllarda olduğu gibi ticari
faaliyetlerde
bulunamamaktadırlar.
1.8.
Sahtecilik
Günümüzün
baskı teknolojisi, ihtiyaç duyulan her türlü baskı araç, gereç ve malzemesinin
kolaylıkla bulunabilmesi örgütleri sahtecilikte adeta
uzmanlaştırmıştır.[21]
Örgütler sahte para basmanın yanı sıra, sahte pasaport basmada da
uzmanlaşmışlardır. Başta kendi mensuplarına sahte pasaport ve kimlik basan
örgütler, talep halinde organize suç örgütlerine de sahte pasaport ve kimlik
basarak gelir temin edebilmektedirler.
Sahtecilik
önemli bir gelir kaynağı olmakla birlikte, yakalanma riski yüksek olduğundan
dolayı, örgütler tarafından sürekli bir gelir kaynağı olarak kullanılma yerine
kısa vadeli sıcak para için uygun görülmektedir.
PKK/KONGRA
GEL’in dünyada sahtecilik konusunda uzmanlaşmış en önemli örgütlerden biri
olduğu söylenebilir. Örgüt, yurtdışına legal ve illegal yollardan çıkış yapan
şahısların, iltica taleplerinin kabul görmesi için her türlü sahte belgeyi
düzenleyebilmektedir. Örgüt sahte belgeleri iki şekilde
düzenlemektedir:
“ 1. İltica, ikamet, seyahat gibi
nedenlerle kullanılacak olan belgeler, yeni baştan düzenlenmektedir.
Kullanılacak belgenin, çeşitli şekillerde elde edilmiş imzalı-mühürlü
nüshalarına sadece kimlik bilgileri eklenmek suretiyle, her defasında başka biri
adına düzenlenmesi mümkün olabilmektedir. Ayrıca, belge komple sahte olarak
basılıp sahte kaşe, mühür, kayıt ve imzalarla tanzim edilebilmektedir.
2.
Yurtdışında bulunan vatandaşlarımızdan veya yabancılardan, zorla veya gönüllü
olarak, ya da hırsızlık yoluyla elde edilmiş belgeler (pasaport, kimlik belgesi
vs.) üzerinde tahrifat yapılmak suretiyle, sahte belge yapılması mümkün
olabilmektedir.”[22]
Düzenlenen
sahte belgelerle Avrupa ülkelerine götürülen kaçak şahıslar, gönderildikleri
ülkelerde örgüt tarafından takip edilerek, barınma ve iş bulma vaadi ile
PKK/KONGRA GEL yanlısı derneklere üye olarak kaydedilmektedir. İş bulmaları
halinde ise anılan şahıslardan, örgüte yardım amacıyla aidat adı altında paralar
alınmaktadır. Örgüt, yurtdışına çıkardığı bu şahısları ideolojik eğitimden de
geçirerek, PKK/KONGRA GEL adına vatandaşlarımızdan zorla para toplama, örgütün
yayın organlarını dağıtma, uyuşturucu işlerinde kurye olarak çalışma vb.
faaliyetlerde kullanmaktadır.
1.9. İnsan
Kaçakçılığı
Terör
örgütleri insan kaçakçılığı vasıtasıyla hem kendilerine maddi gelir sağlamakta,
hem de eleman temin etmektedirler. Yasadışı göç organizasyonları ile iç içe olan
terör örgütleri;
“1.
Sınırdan geçişe göz yumma ve güvenlik sağlama karşılığında vergi adı altında
komisyon alma,
2.
Yasadışı göçmenlerin sınırdan illegal yöntemlerle geçirilerek Avrupa ülkelerine
götürülmesi,
3.
Avrupa ülkelerinin iltica politikalarını istismar ederek ve çeşitli sahtecilik
yöntemleri kullanılarak
iltica başvurusu yaptırılması,
4.
Avrupa ülkelerinde mültecilere sağlanan maddi yardımlardan pay
alınması,
5.
İkamet hakkı elde eden şahısların örgütün Avrupa ülkelerindeki her türlü illegal
faaliyetinde kullanılması”[23]
aşamalarında rol almaktadırlar.
Örneğin,
PKK/KONGRA GEL terör örgütü kurulduğu tarihten günümüze pek çok yasadışı
faaliyete el atmıştır. Örgütün, ya militan ve sempatizanlarını eğitmek için, ya
da maddi kaynak temin etmek için insan kaçakçılığı olaylarında etkin rol
oynadığı görülmektedir. Başlangıçta uyuşturucu ve insan kaçakçılığı
faaliyetlerine göz yumma ve güvenlik sağlama karşılığında bu tür
organizasyonlardan komisyon alan örgüt, sağladığı kazanç ve diğer kazanımlar
nedeniyle bizzat içinde yer almaya başlamıştır.
Örgütün
yurtdışı teşkilatlanması, Ortadoğu ülkelerinden Batı Avrupa ülkelerine kadar
uzanmaktadır. Bu alan, dünyanın en önemli uyuşturucu madde kaçakçılığı
güzergahlarından birisi olan Balkan rotasını tam olarak kapsamaktadır. Bu rota
aynı zamanda yasadışı göç güzergahıyla da çakışmaktadır. Bu rota üzerindeki
ülkelerde odaklanan örgüt mensupları ve örgüt adına çalışan dernekler, ya
taşeronları aracılığıyla veya bizzat kendileri yasadışı geçişlerde yardım ve
yataklık yapmaktadırlar.[24]
Örgütün
bu tür faaliyetleri, son yıllarda uluslararası işbirliği sayesinde önemli ölçüde
kontrol altına alınmıştır. Ülkemizdeki diğer terör örgütlerinin PKK/KONGRA GEL
düzeyinde insan kaçakçılığı faaliyeti olmamıştır.
1.10. Uyuşturucu
Madde Kaçakçılığı
Terör
örgütleri büyüyüp geliştikçe barınma, beslenme, giyecek, tedavi, ulaşım,
haberleşme, silah ve mühimmat ihtiyaçları alabildiğine artmaktadır. Artan bu
ihtiyaçlar, sürekli karşılanması gereken ihtiyaçlardır. Güvenlik güçlerinin
teknolojiyi en iyi şekilde kullanmaları ve denetimlerini artırmalarından dolayı,
örgütlerin ticari faaliyetlerle bu ihtiyaçları gidermeleri mümkün
görülmemektedir. Gelir temin etmek için yapılan gasp, soygun, hırsızlık, aidat,
haraç toplama vb. faaliyetler de örgütlerin artan ihtiyaçlarını karşılamaya
yetmemektedir.
Bu
çerçevede örgütler, az emekle büyük para kazanabilecekleri finans kaynaklarına
ihtiyaç duymaktadırlar. Uyuşturucu madde kaçakçılığı bu açıdan örgütlerin
ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılamaktadır.
Uyuşturucu
madde kaçakçılığı örgütlere birçok kolaylıklar sağlamaktadır. Bunlar şöyle ifade
edilebilir:[25]
Uyuşturucu
maddelerin bir yerden bir yere taşınması, depolanması ve saklanması
kolaydır.
Her
zaman çok kısa sürede nakit paraya çevrilebilir.
Üretimi
kolay, kar oranı yüksektir.
Pazarlama
ağı uluslararası bağlantıları olan örgütler açısından çok
kolaydır.
Büyük
paraların döndüğü bu pazarda örgütlerin, yüksek teknolojiden faydalanarak
kendilerini gizlemeleri ve güvenlik güçlerinin operasyonlarına, karşı önlemler
geliştirmeleri mümkündür.
Örgütler
uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili faaliyetlerini[26];
kaynağından uyuşturucu temini, kaçakçılığı ve dağıtım safhalarında aktif rol
alarak yürütmektedirler.
Ülkemizde
başta terör örgütü PKK/KONGRA GEL olmak üzere, sol terör örgütlerinin de
uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptığı gözlenmektedir.[27]
Dini motifli terör örgütlerinin uyuşturucu madde kaçakçılığına ise bugüne kadar
rastlanmamıştır.[28]
Türkiye
coğrafi konum olarak uyuşturucu madde kaçakçılığının üretildiği, taşındığı ve
pazarlandığı altın hilal bölgesine (Pakistan, Afganistan, İran) komşu bir
ülkedir. Avrupa pazarlarına ulaşan uyuşturucu maddelerin %80’nin Türkiye
üzerinden intikal ettiği ifade edilmektedir. Bu çerçevede, uyuşturucu maddelerin
geçiş güzergahında faaliyet yürüten terör örgütü PKK/KONGRA GEL mevcut pazardan
nasibini fazlasıyla almaktadır. Özellikle Türkiye üzerinden Balkan rotasını
izleyen örgüt, uyuşturucu maddelerin Avrupa pazarlarına ulaşmasına büyük katkı
sağlamaktadır.
Örgütün
uyuşturucu ticaretinin yurtiçi ve K.Irak’taki sorumluluğunu, örgüt başı
Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ın yürüttüğü bilinmektedir. Yurtiçindeki
uyuşturucu kaçakçılığı, deşifre olmamış, işçi ve gençlik kesimi ile köylü ve
esnaflardan oluşan örgüt mensupları vasıtasıyla yürütülmektedir. Yurtdışı bölümü
ise, örgütün yurtdışında kurmuş olduğu dernekler ve bunlara bağlı paravan
şirketler ve irtibatta olduğu yasadışı uyuşturucu ticareti yapan kuruluşlar ve
kişiler vasıtasıyla sürdürülmektedir.[29]
Kısacası,
önceleri uyuşturucunun yalnızca pazarlanmasında rol alan örgüt, Avrupa
ülkelerinde örgütlenmeye başlamasıyla birlikte, uyuşturucu üretiminden
dağıtımına, uyuşturucu ticaretinin her aşamasında rol
almış/almaktadır.
1.11. Yandaş
Devlet Yardımları
Terörizm,
uzun yıllar güçlü devletler tarafından politikalarının işlerliğini
kolaylaştırmak ve rakiplerini etkisiz kılabilmek için bir dış politika aracı
olarak kullanılmış/kullanılmaktadır. Güçlü devletlerin etkin politikaları
karşısında kendileri için bir çıkış noktası bulamayan ve uluslararası arenada hakkını elde edemeyen bazı
devletler de terörü engelleri aşmada bir engel olarak görmektedirler.
Bu
çerçevede, aralarında ABD, Sovyetler Birliği (şimdilerde Rusya Fedarasyonu),
İngiltere, Fransa, İsrail, İran, Suriye, Küba, Libya, Irak, Kuzey Kore, Belçika,
Yunanistan, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti, Bulgaristan, Afganistan ve Sudan’ın
bulunduğu çok sayıda devletin adına, terörün desteklenmesi ya da bizzat terörün
uygulanması olaylarına sıkça rastlanmaktadır.[30]
Terör
örgütlerinin başarısı büyük ölçüde dış desteğe bağlıdır. Dış desteği olmayan bir
örgütün başarılı olması mümkün görülmemektedir.[31]
Zira örgütlerin, yalnızca yurtiçi kaynaklarla beslenme, barınma, eğitim, silah
vb. ihtiyaçlarını karşılamaları çok zordur. Güvenlik güçlerinin sürekli
düzenledikleri operasyonlar, örgütlerin bütün faaliyet kanallarını tıkamaktadır.
Bu nedenle dış destek, örgütlerin adeta bir nefes borusudur.
Terör
örgütlerine destek veren ülkeler örgütlere, “sığınma hakkı vererek, dernek,
yayın organı gibi yan kuruluşlar açmasına göz yumarak, kamp yerleri tahsis
ederek, bu kamplarda eğitim vererek, militanları kamplarında ve kırsal alanda ziyaret edip moral
vererek, yaralanan teröristlerin tedavilerini yaptırarak, silah, cephane ve
mühimmat yardımı yaparak, teröristlere barınma, giyecek, yiyecek gibi lojistik
ihtiyaçlarını temin ederek”[32]
destek ve yardımlarda bulunmaktadırlar.
Dünyada
yerel ve uluslararası düzeyde
faaliyet yürüten terör örgütlerinden dış devlet yardımı almayan bulunmamaktadır.
Türkiye’deki terör örgütlerinin yıllardan bu yana faaliyetlerini aralıksız
sürdürebilmelerinin en önemli nedenlerinin başında da yandaş devlet yardımları
gelmektedir.
Bu
çerçevede, 1970’li yıllardan sonra yasadışı faaliyetlere başlayan THKP/C, THKO,
TİİKP, TKP/ML vb. sol terör örgütleri başta Rusya olmak üzere, Yunanistan,
Suriye, Bulgaristan, Arnavutluk, Çin vb. ülkeler tarafından desteklenmişlerdir.
Maddi yardımların yanı sıra, kamp yeri tahsis etme, eğitim verme, silah ve
mühimmat sağlama gibi yardımlarda bulunmuşlardır. Halen bu yardımları sürdüren
ülkelerin varolduğu bilinmektedir.
Terör
örgütü PKK ise, 12 Eylül askeri darbesinden hemen sonra yurtdışına çıkmış, başta
Suriye olmak üzere, Irak, İran, Ermenistan, Libya, Rusya, Yunanistan ve
Bulgaristan tarafından desteklenmiştir. PKK’nın en önemli eğitim kamplarından
Zeli Kampı Kuzey Irak ile İran sınırında; Bekaa vadisindeki Mahzun Korkmaz
Akademisi de Suriye ile Lübnan sınırları arasında kurulmuştur.[33]
PKK
terör örgütünde 3,5 yıl faaliyet yürüttükten sonra güvenlik güçlerine teslim
olan Demirkıran konuyla ilgili olarak “İhanetler Çemberinden Kurtuluş” adını
taşıyan eserinde şunları ifade etmektedir:
“Sık
sık Lübnan’da ve Suriye’nin başkenti olan Şam’da özel mersedesiyle geziye çıkan
Abdullah Öcalan, yüzlerce örgüt militanının koruması altında bulunmakta ve
ayrıca Suriye askerlerinin de Apo’nun Şam’a geldiği zaman özel bir güvenlik
birimi oluşturduğu bilinen ayrı bir gerçeklik idi. Bunların yanı sıra
Yunanistan’da, Kıbrıs Rum Kesimi’nde ve İsveç’te siyasi eğitim kampları
bulunduran PKK, Şam’da, Beyrut’ta, Kuzey Irak’ta Celal Talabani’ye bağlı olan
birçok merkezinde, Erivan’da, Moskova’da, Atina’da, Almanya’nın hemen hemen tüm
kentlerinde ve Avrupa’nın birçok ülkesinde siyasi kanadına mensup ERNK’ya bağlı
temsilcilikler oluşturmuştu.
Bunların
görevleri ise, dünya ülkelerinin Türkiye’yi kınamasını sağlamak ve kendi
yaptırdıkları katliamları güvenlik güçlerine mal ederek “insan hakları ihlal
ediliyor” propagandası yapıp gerek Avrupa, gerekse de diğer dünya ülkeleri
nezdinde Türkiye’yi ekonomik, siyasi ve askeri yönden darboğaza
sokmaktı.
Yukarıda
adını saymış olduğum, örgüte topraklarında temsilcilik açması gibi imkanlar
sağlayan ülkeler, aynı zamanda örgüte büyük maddi yardımlar da vermekteydiler.
Fakat örgütün dağ kadrosuna yapılan yardımların %90’lık bölümünün Rus, Yunan ve
Suriye üçgeninden sağlandığı ve bu ülkelerle örgüt arasındaki mekiği özel
eğitimli yabancı uyruklu militanların dokuduğu kesinlik kazanmıştı.”[34]
Demirkıran’ın
bu ifadelerini Abdullah Öcalan, Doğu Perinçek’le yapmış olduğu röportajdaki
sözleriyle doğrulamaktadır.
“Bize
en büyük dış destek, Suriye’nin desteğidir. Suriye 72 örgüte ne diyorsa, bize de
onu diyor: ‘Ülkemizde misafir kalabilirler.’ Misafir kalabilmek en büyük
destektir bizim açımızdan. Bunu Avrupa’da da sağlıyoruz.
...Bu
anlamda Irak mücadele cephesindedir. İran ve Suriye ise, mücadelemizin cephe
gerisi durumundadırlar. Fakat etkileri oluyor. Burada onların çıkarları oluyor.
Bu çıkarların sarsıldığı oranda, tavır koyma veya tehdit de oluyor.”[35]
Kısacası
Adana Antlaşmasının[36]
imzalandığı 20 Ekim 1998 tarihine kadar Suriye PKK’nın en önemli koruyucusu
olmuştur. Suriye’nin yanında Yunanistan da terör örgütü PKK’ya hem lojistik
destek vermiş, hem de militanlarının eğitiminde yardımcı olmuştur. Bunun en
önemli kanıtı, Abdulah Öcalan’ın, Kenya’da yakalanmadan önce Yunanistan
Büyükelçiliği’nde saklanmasıdır. Bu dönemde Türkiye üzerinde tarihi bir takım
emelleri olan Rusya, İran, Ermenistan ve Bulgaristan gibi komşu ülkelerin de
zaman zaman PKK’ya destek verdiğini Öcalan, tüm dünyaya açık olarak yapılan
yargılanmasında ifade etmiştir.
Aynı
şekilde Hizbullah terör örgütüne İran, eğitim, lojistik ve para yardımında
bulunmuştur. 17 Ocak 2000 İstanbul Beykoz operasyonundan sonra evde ele
geçirilen dokümanlar arasında örgütün lideri Hüseyin Velioğlu adına düzenlenmiş
bir İran kimlik kartının çıkması bunun en önemli göstergesidir.
Günümüzde
tüm dünyaya bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan teröre karşı en etkin mücadele
yöntemlerinden biri, terör örgütlerinin dış desteğinin kesilmesidir. İspanya
ETA’ya karşı mücadelesinde, ancak Fransa’nın dış desteği kesmesiyle başarılı
olabilmiştir.[37]Türkiye
PKK’yla mücadelesini, özellikle Suriye’nin Abdullah Öcalan’ı ülkesinden
çıkararak faaliyetlerine son verdikten sonra belirli aşamaya
getirmiştir.
2.
Finans Kaynakları Açısından Örgütlerin Karşılaştırılması
Tüm
dünyada yerel ya da uluslararası düzeyde faaliyet yürüten terör örgütlerinin,
“gasp, soygun, hırsızlık; aidat ve bağışlar; haraç toplama; örgütsel yayınlardan
elde edilen gelirler; ticari faaliyetler; sahtecilik; insan kaçakçılığı;
uyuşturucu madde kaçakçılığı” vb. finans temin etme yöntemlerinden birçoğunu
kullandığı görülmektedir. Bazı terör örgütleri, faaliyet yürüttükleri coğrafya
ve sahip oldukları ideolojilerinden dolayı belirli finans temin etme
yöntemlerini kullanırken, bazıları da tüm finans temin etme yöntemlerini
kullanabilmektedirler.
Örneğin,
Almanya’da faaliyet yürüten Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) mali sorunlarını banka
soygunlarıyla çözümlerken, İtalya’da faaliyet yürüten Kızıl Tugaylar 1972 yılına
kadar bu yöntemi kullanmamıştır.[38]
İspanya’nın Bask bölgesinde faaliyet yürüten ETA, mali kaynaklarının bir kısmını soygun,
haraç ve dış yardımlardan sağlarken, büyük çoğunluğunu da fidye amaçlı kaçırdığı
işadamlarından sağlamıştır.[39]
IRA, ABD’deki “Sinn Fein’in Dostları” adlı kuruluşun oluşturduğu Kuzey İrlanda
Yardım Fonu aracılığıyla ve diğer İrlandalılardan temin etmiştir.[40] Lübnan Hizbullah örgütü ise finans
kaynaklarının büyük çoğunluğunu, İran’ın yapmış olduğu yardımlardan
sağlamıştır.[41]
El
Kaide terör örgütünün, dünyanın çok farklı bölgelerinden “cihat” gayesiyle
Afganistan’a gelen binlerce gönüllü militanın beslenme, barınma, eğitim, silah
vb. ihtiyaçlarını gasp, soygun vb. yöntemlerle karşılayabilmesi mümkün
görülmemektedir. Bu bağlamda örgüt finans ihtiyacını, dünyanın birçok bölgesinde
İslami yardım kuruluşları aracılığıyla topladığı bağış ve zekat adı altındaki
miktarı tam olarak bilinmeyen paralarla gidermeye çalışmıştır. Bunun yanında,
özellikle Körfez ülkelerindeki tüccarlar, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve
Suudi Arabistanlı prenslerin yaptığı yardımlar da örgütün finans ihtiyacını
gidermede önemli rol oynamıştır.[42]
Altın Hilal Bölgesi’nin tam ortasında faaliyet yürüttüğünden dolayı, uyuşturucu
kaçakçılığından da büyük gelir temin ettiği bilinmektedir.
Ülkemizdeki
terör örgütleri de ideolojileri ve faaliyet yürüttükleri bölgelere göre finans
temin etmede farklı yöntemler kullanmaktadırlar. Gasp, soygun, hırsızlık; aidat
ve bağışlar; haraç toplama; fidye; ticari faaliyetler sol, dini motifli ve
bölücü terör örgütlerin tamamı tarafından finans temin etme yöntemi olarak
kullanılmaktadır.
Ancak,
sahtecilik, insan ve uyuşturucu kaçakçılığını uluslararası faaliyet ağına sahip
olan örgütler finans temin etme yöntemi olarak kullanmaktadırlar. Sahtecilik,
örgütsel faaliyetler “gizlilik” esasına dayandığından dolayı, para kazanma
amacından daha çok elemanlarını yurtdışına çıkarma ve illegalitede koruma amaçlı
kullanılmaktadır.
Bugüne
kadar uyuşturucu kaçakçılığını Türkiye’de faaliyet yürüten örgütlerden DHKP/C,
TKP/ML ve PKK/KONGRA GEL terör örgütlerinin finans temin etme yöntemi olarak
kullandıkları gözlenmektedir. Dini motifli terör örgütleri ise bu yöntemi finans
temin etme yöntemi olarak kullanmamaktadırlar.
İnsan
kaçakçılığını, uluslararası militan ve sempatizan ağına sahip olduğundan dolayı
yalnızca PKK/KONGRA GEL’in gerçekleştirdiği görülmektedir. Camiler aracılığıyla
ise Hizbullah başta olmak üzere Hilafet Devleti (İCB-AFİD) terör örgütlerinin
“fitre, bağış, zekat” adı altında para temin ettikleri bilinmektedir. Kurban
derilerinden ise Hizbullah terör örgütünün finans temin etmede faydalandığı
dikkat çekmektedir.
3. Türkiye’nin
Terör Örgütlerinin Finans Kaynaklarını Önlemeye İlişkin
Çabaları
Günümüzde
terör örgütü, uluslararası örgütler ya da devletlerce desteklendiği sürece, o
örgütün faaliyetlerini sona erdirmek mümkün görülmemektedir. Bu çerçevede,
terörle mücadelede uluslararası ortak bir mücadele anlayışının geliştirilmesi
gerekmektedir.[43]
Türkiye,
uluslararası toplumun terörle mücadeleyi amaçlayan bütün gayretlerini
desteklemiş, katkıda bulunmuş ve terörizmin her çeşidini kınamıştır. Terörizm ve
organize suçlarla ilgili 62 ülke ile güvenlik ve işbirliği anlaşması imzalamış,
aynı konuları kapsayan 117 ikili ve çok taraflı anlaşmalara aktif taraf
olmuştur. 1970’li yıllardan günümüze kadar da uluslararası alanda terörizmle
mücadelede kapsayıcı araçları oluşturan 12 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve
diğer protokolleri imzalayıp onaylayan ilk ülkelerden birisi olmuştur.[44]
Ülkemizin
de imzaladığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1373 sayılı kararı
uluslararası terörizm ve onun finans kaynaklarıyla mücadelede önemli bir yasal
çerçeve oluşturmaktadır.
Ayrıca,
FAFT (Mali Eylem Görev Gücü) üyesi olarak ülkemiz; FATF’ın 40 ve terörizmin
finansmanına ilişkin 8 özel tavsiye kararlarını karşılayabilmek için etkin
önlemler almış, kara para aklamaya karşı bir sistem geliştirmiştir. Aynı zamanda
Birleşmiş Milletler Yaptırımlar Komitesi tarafından yayımlanan terör
örgütlerinin, teröristlerin ve terörist oluşumların listelerini de dikkate
alarak bu tür terörist oluşumların banka ve benzeri yerlerdeki mevcutlarını da
kapsayan tüm fonların, mali gelirlerin, ekonomik kaynakların dondurulmasını
sağlayan Bakanlar Kurulu Kararnamelerini yayınlamıştır.
Bu
çerçevede;
22.12.2001
gün ve 2001/3483 sayılı karar ile 131,
16.05.2002
gün ve 2002/4206 sayılı karar ile 11,
01.10.2002
gün ve 2002/4896 sayılı karar ile 32 kişi ve kuruluşun malvarlıklarının
dondurulmasına karar verilmiştir.
Ayrıca, geçmiş
kararnamelerde malvarlıkları dondurulanların incelemelerinin tamamlanması
sonucunda, şu an için toplam 167 kişi ve kuruluşun malvarlıkları
dondurulmuştur.
Ülkemiz 2001 yılı Eylül
ayından itibaren bu yöndeki çabalarını özellikle kara para aklama ve terörist
faaliyetler arasındaki ilişkilere odaklamıştır.
Malvarlıklarının
dondurulması işlemleri ise yürürlükte bulunan;
213
sayılı Vergi Usül Kanunu,
1918
sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Kanunu,
4208
sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun,
4422
sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütlerinin Önlenmesi Hakkında
Kanun,
3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde
gerçekleşmektedir.
Yukarıda
sayılan kanun hükümlerine göre, şüpheli paranın yasadışı örgütlerle ilişkisini
araştırma işlevini kara parayla mücadele görevini yerine getiren MASAK (Mali
Suçları Araştırma Kurulu) ile Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılmaktadır.
Sonuç ve
Öneriler
Her
organizasyon gibi terör örgütlerinin de faaliyetlerini sürdürebilmeleri için
maddi kaynağa ihtiyaçları vardır. Örgütler bu ihtiyacını gasp, soygun,
hırsızlık; haraç; aidat ve bağışlar; fidye; kurban derileri; yayınlar; ticari
faaliyetler; sahtecilik; insan kaçakçılığı; uyuşturucu kaçakçılığı ve yurtdışı
ülke yardımları aracılığıyla gidermektedirler.
Yapılan
etkin mücadelelerden dolayı, illegal yöntemlerle kaynak temininde zorlanan
örgütler, oluşturdukları yandaş kuruluşlar (şirket, dernek, vakıf, kültür
merkezi vb.) vasıtasıyla yeni gelir temin etme yöntemleri
geliştirmektedirler.
Ülkemizde
faaliyet yürüten terör örgütleri, yukarıda sayılan yöntemlerle finans temin
etmenin yanı sıra, en büyük gelir kaynağını Avrupa’da yaşayan Türk
vatandaşlarından topladığı paralar oluşturmaktadır. Özellikle PKK/KONGRA GEL’in
sosyal ve kültürel aktiviteler adı altında topladığı paraların miktarı bugün tam
olarak bilinmemektedir.
Legal
ve illegal yollardan elde edilen bu paralar, genellikle kuryeler vasıtasıyla
örgütlere aktarılmaktadır. Bu paralar, çoğunlukla örgüt tarafından güvenilir ve
güvenlik kuvvetleri tarafından tanınmayan şahısların hesaplarında tutulmakta
veya örgüt sorumlularının uygun gördüğü şekilde değerlendirilmektedir (Ticari
faaliyet, döviz, altın, gayrimenkul vs.).
Ülkemizdeki
yapılan operasyonlardan elde edilen bilgilerden, örgütün para kasalarının lider
konumundaki örgüt mensupları tarafından tutulması ya da saklanılan yerlerin
yalnızca bunlar tarafından bilinmesinden dolayı, para kasaları tamamen ele
geçirilememektedir. Yakalanan militanlardan ele geçirilen paralar ise
mahkemelerce müsadere edilmektedir.
Ülkemiz
11 Eylül terör saldırıları sonrası, El Kaide terör örgütüyle bağlantıları tespit
edilen bazı hesapları dondurarak, uluslararası terör örgütlerinin finans
kaynaklarının kurutulmasına yönelik mücadeleye destek vermiştir. Aynı desteği,
ülkemiz aleyhinde faaliyet yürüten ve uluslararası finans desteği sağlayan
örgütlere, karşı mücadelede dostlarımızın bize vermesini
beklemekteyiz.
Kısacası,
günümüzde yerel ve uluslararası ölçekte faaliyet yürüten terör örgütleri bu
makalede açıklanmaya çalışılan finans temin etme yöntemlerinin birçoğunu
–faaliyet yürüttükleri ülkelere ve bölgelere göre değişkenlik arz etse de-
kullanmaktadırlar. Bu bağlamda, terör örgütleriyle mücadelede en önemli
unsurlardan birisi, bu örgütlerin finans kaynaklarının kurutulmasıdır. Çünkü
gelir temin edemeyen örgütler, zaman içerisinde marjinalleşip yok olmaya
mahkumdurlar.
Teknolojinin,
kitle iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesiyle terör örgütleri, uluslararası
partnerleriyle faaliyet yürütmektedirler. Bu örgütlerle mücadelede başarının
yolu uluslararası işbirliğinden geçmektedir.
Ayrıca
konuyla ilgili olarak yurtiçi ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın
konferans, seminer, panel, sempozyum; kitap, kitapçık, broşür; radyo ve tv.
programlarıyla bilinçlendirilmesi gerekmektedir.
* Başkomiser, Terörle Mücadele ve
Harekat Dairesi Başkanlığı.
[1]Melih Aktaş, “Narkoterörizm” Dünyada ve Türkiye’de Terör (Ankara: TC
Merkez Bankası Yayınları, 2002), s.100.
[2]Bkz. Anonim, THKP/C, Doğuşu ve İlk Eylemleri (İstanbul:
Kaynak Yayınları, 1987)., s.18-19.
[3] Ali Tekin, İran’ın Dış Politikasında Terörizmin Yeri
(Ankara; ASAM Yayınları, Tarih Belirtilmemiş),
s.60.
[4] THKP/C Davası (Ankara: V Yayınları,
1988), s.104.; Ayrıca bkz. www.mlkp.org.
[5]Mehmet Faraç, Batman’dan Beykoz’a Hizbulah’ın Kanlı
Yolculuğu (İstanbul: Günizi Yayıncılık, 2002), s.66.
[6]M.Ali Birand, APO ve PKK (İstanbul: Milliyet
Yayınları, 1992), s.186.
[7]İsmet G. İmset, Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı, PKK
(Ankara: Turkish Daily News Yayınları, 1993),
s.161-170.
[8]Meydan Larousse Büyük Lügat ve
Ansiklopedi
(İstanbul: Meydan Yayınları, 1971), s.645.
[9]Gürses, a.g.k., s. 75.
[10]Turhan Feyizoğlu, Mahir (İstanbul: SU Yayınevi, 1999),
s.341-346.
[11]TDK, Türkçe Sözlük (Ankara: TTK Basımevi,
1998), s.944.
[12]Saim Öztürk, Uyuşturucu Kaçakçısı Terör Örgütü PKK
(Ankara: KÖKSAV Yayınları, 2000), s.2.
[13]Necati Alkan, Psikolojik Harekat, Terörizm ve Polis
(Ankara: TEMUH Yayınları, 2000), s.103.
[14]Anonim, THKP/C Davası, s. 76.
[15]Emin Demirel, Hizbullah (İstanbul: Kültür Sanat
Yayıncılık, 2001), s.37. ; Ruşen
Çakır, Derin Hizbullah (İstanbul:
Metis Yayınları, 2001), s.53.
[16]Alkan, a.g.k, s.112.
[17]Lütfi Şentürk ve Seyfettin Yazıcı,
Diyanet İslam İlmihali (Ankara: DİB
Yayınları, 2001), s. 323.
[18]A.k., s.324.
[19]Anonim, Hizbullah Terör Örgütü (Ankara: TEMUH
Yayınları, 2001), s.53.
[20]Emin Gürses, Ayrılıkçı Terörün Anatomisi IRA, ETA, PKK
(İstanbul: Bağlam Yayıncılık,
2003), s.98.
[21]Öztürk, a.g.k., s.3.
[22]Anonim, PKK/KONGRA GEL (Ankara: EGM İDB
Yayınları, 2004), s.135-136.
[23]Özkan Güneş, Türkiye İle Bağlantılı Yasadışı Göç ve
İnsan Kaçakçılığının Analizi (Ankara: Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri
Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2004),
s.29.
[24]Güneş, a.g.t., s.30.
[25]Özcan Sezer, “Uyuşturucu Terör
Bağlantısı” 1. Milletlerarası Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu (Elazığ: Fırat
Üniversitesi Yayınları, 2000), s.674-675.
[26]Öztürk, a.g.k., s.17.
[27]Bkz. Öztürk, a.g.k. ; Emin Demirel, PKK (Ankara: GHMD Yayınları, 1996),
s.52-57.; M. Hüseyin Buzoğlu, Körfez
Savaşı ve PKK (Ankara: Strateji Yayınları, No: 1). Anonim, Sol Terör Örgütleri (Ankara: EGM
Yayınları, C:2, 1997), s.335-338.
[28]Bkz. Ercan Çitlioğlu, Tahran Ankara Hattında Hizbullah
(Ankara: Ümit Yayıncılık, 2001), s.227.
[29]Anonim, PKK/KONGRA GEL, s.140-141.
[30]Nezih Tavlaş, “Terörü Tanımlamak”,
Strateji Dergisi (95/2),s.126.
[31]Suat İlhan, Terör Neden Türkiye? (Ankara: NU-DO
Yayıncılık, 1998), s.5.
[32]M. Sami Denker, Uluslararası Terör, Türkiye ve PKK
(İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1997), s.77.
[33]Sami Demirkıran, İhanetler Çemberinden Kurtuluş
(İstanbul: Kamer Yayınları, 1998), s.148.
[34]A.k., s.148-149.
[35]Doğu Perinçek, Abdullah Öcalanla Görüşme (İstanbul:
Kaynak Yayınları, 1991), s.71.
[36]Bu antlaşma aynı zamanda, yabancı
bir ülkenin terörizme destek verdiğinin en önemli kanıtlarından biridir. Bkz.
Metehan Demir, “İşte Tarihi Antlaşma”, Hürriyet Gazetesi (21.10.1998).
[37]M.Ali Kışlalı, Güneydoğu Düşük Yoğunluklu Çatışma
(Ankara: Ümit Yayıncılık, 1996), s.30.
[38]Anne Steiner ve Loic Debray, Kızıl Ordu Fraksiyonu (Çev.: Ruşen
Çakır, İstanbul: Metis Yayınları, 2000), s.125.
[39]Gürses, a.g.k., s.75.
[40]A.k., s.45.
[41]Murat Erdin, Hizbullah ve Hamas (İstanbul: Sarmal
Yayınevi, 1999), s.40.
[42]Jason Burke, Terörün Gölgesi EL KAİDE (Çev.: Ebru
Kılıç, İstanbul: Everest yayınları, 2003), s.292-293.
[43]İhsan Bal, “Türkiye’de Organize
Suçlar ve Terörizm Üzerine: İdeolojik, Sosyal ve Ekonomik Bir Değerlendirme ve
Mücadele Yöntemleri”, Polis Bilimleri
Dergisi (C: 2, Sayı: 7-8, 2000), s.69.
[44]Necati Alkan, “11 Eylül Terör
Saldırılarından İstanbul Terör Saldırılarına Küresel Terörizm”, www.terör.gen.tr (28.06.2004).
|
||