|
TERÖR
ÖRGÜTLERİ GENÇLİĞİ NASIL KAZANIYOR?
Ülkemizde faaliyet
yürüten terör örgütleri, militanlarını bir takım psikolojik süreçlerden
geçirdikten sonra silahlı faaliyetlere sokmaktadırlar.
Bu psikolojik süreçleri
kısaca açıklayacak olursak;
1. Grup Dinamiği
Terör örgütlerinin eleman
kazanmada kullandığı ilk psikolojik süreç, grup dinamiğidir.
Bir terör hareketinin
başarılı olabilmesi için daha ilk anlardan itibaren kapalı bir teşkilat
kurması ve bütün taraftarlarını bu örgüt içerisinde eriterek örgütün ayrılmaz
bir parçası haline getirebilecek bir güce sahip olması gerekmektedir.
Bundan dolayı grup ve
grup dinamiği süreci hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.
Günlük konuşmada
kullanılan “grup” sözcüğü en genel anlamda çoğul olmayı ifade eder.
Sosyolojide ve Sosyal Psikolojide ise grup kavramı çeşitli şekillerde
tanımlanmıştır. Bu tanımlara göre, bir kalabalığın grup olabilmesi için ortak
amaçlar, ortak normlar, kendilerini bir gurup olarak hissetmeleri gibi
koşullar öne sürülmüştür. Gruplar şüphesiz bu özellikleri göstermekle beraber,
bir topluluğun grup olabilmesi için bir “etkileşim”in olması gerekmektedir.
Buna göre grup, “etkileşim halinde olan birden fazla insan” demektir.
Grup dinamiği ise, bir
grup içinde oluşan sebep-sonuç ilişkileri ile grupların oluşması ve işleyişini
ifade etmektedir.
Gruplar, insanların
rasgele bir araya geldikleri topluluklar değildir. Onları bir arada tutan
değerler sistemi vardır.
-
Her insan
istediği gruba giremez. Çünkü grubun yazılı olmayan yasaları vardır.
-
Her gurubun
bir işleyişi, kalıplaşmış değerleri, amaçları ve ilişki düzeni vardır.
-
Her grupta
bir dayanışma, birlik, iş bölümü ve üyelerden ayrı beklentiler vardır.
-
Her grubun
ortak bir aklı, tavrı, tutum ve davranış şekli vardır.
Liselerde,
üniversitelerde, işçiler ve kamu çalışanları içerisinde, mahalli alanda
örgüt sorumluları örgüte kazanmayı planladıkları kişilerin;
Örgüte kazanılması
planlanan kişi hakkında gerekli bilgiler toplandıktan sonra insan
psikolojisini iyi bilen örgüt militanları bu bilgilerin ışığında harekete
geçerler.
Bazen gerekli diyalogun
sağlanması için bir çay, sinema, tiyatro ve konser daveti, ekonomik sıkıntıda
olan öğrencilere burs ve kalacak yer temini yeterlidir.
Hepimiz biliriz ki, her
insanın hayatta karşılıksız bir sevgi, ilgi ve samimiyete ihtiyacı vardır.
Örgüt militanları bu işi ideolojik amaçlar uğruna yaptıklarından kazanmayı
planladıkları kişiye karşılıksız arkadaşlık ve dostluğu uzun vadede bedelini
almak üzere sunmaktadırlar. Dolayısıyla bu davranışları muhataplarının
kalplerini kazanmalarına vesile olmaktadır.
Örgüte kazanılması
planlanan genç, kurulan bu sıcak diyalogdan sonra kendini olduğu gibi kabul
eden, kendine değer vererek adam yerine koyan senaryosu, sahnesi ve oyuncuları
önceden planlanmış bir grubun içerisine çekilir.
Örgütlere bu psikolojik
sürecin işlemesi ile birlikte adım adım giriş yapan bir kişi nereye doğru
sürüklendiğinin farkında bile değildir. Ta ki, eline bir silah alıp silahlı
eyleme başlayacağı güne kadar...
Görüldüğü üzere,
örgütlenme ve militan kazanmada terör örgütleri tarafından planlı ve devamlı
aksiyonlar şeklinde uygulanan psikolojik harekat faaliyetleri, insanın
zihnini, kalbini ve ruhunu hedef almaktadır. Planlayıcısı, uygulayıcısı ve
hedefi insan olan bu faaliyet türü oldukça karmaşık bir şekilde cereyan eder.
Öyle ki, çoğu zaman hedef haline gelen bireyler kendi düşünce, duygu ve
davranışlarında meydana gelen değişikliklerin farkına bile varamamaktadırlar.
2. Tutum Değişikliği
İnsan psikolojisinden
istifadeyle grubun içine çekilen bireye gruptaki militanlarca örgüte ait
kitap, gazete ve dergiler okutturulmaya başlanır. Çünkü, kitaplar, gazeteler
ve dergiler beyin yıkamanın ve şartlandırmanın en etkili araçlarıdır.
Çağımızda yaygın olarak
kullanılan dergi, gazete, kitap gibi basılı; radyo, sinema, TV. gibi görüntülü
ve sesli iletişim araçları, insanlara aktardıkları bilgi ve neden oldukları
davranış değişikliğiyle ortak amaçların, beklentilerin, değerlerin,
inançların, duygu ve düşüncelerin oluşmasında önemli rol oynarlar.
Her yasadışı örgütün
illegal ve legal nitelikli yayınları vardır. İllegal yayınlar tamamen yasadışı
ve korsan olarak çıkarılırlar. Bir de yasalar uygun olarak çıkarılan kitap,
dergi ve gazete satıcılarında aleni olarak satılabilen dergi ve kitaplar
vardır ki insanlar içeriğindeki tehlikeyi sezemeden etkisinde kalırlar.
Grupta örgüte
kazandırılmak istenen bireyin tutum ve davranışlarının değişimine kitap,
gazete ve dergiyle başlanmasının nedeni tutumların oluşumundaki üç öğedir.
Bunlar düşünce, duygu ve davranıştır.
Bilindiği gibi tutum;
“Bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce, duygu ve
davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğilimdir.”
“Diğer bir
ifadeyle tutum, davranışla anlatılan ve içten gelen bir duygudur.”
Tutumlara bu yüzden insan davranışlarının görünmez dünyası da diyebiliriz.
İşte kitaplar, gazeteler
ve dergilerle yapılmak istenen, tutumların oluşumunda birinci süreç olan
düşünce boyutunun beslenmesidir. Bu boyut beslenirken grupta özellikle gruba
yeni katılmış bireyin okuduklarını hazmetmesi için sözde tartışmalar ve
münazaralar yapılır. Aslında bu münazara ve tartışmalar genellikle güdümlü
sorular ve bunlara verilen cevaplardan oluşur. Bu arada bireye okuduklarına
dair görüşleri sorulur. Grup halinde örgütün planlı ve programlı olarak
hazırladığı seminer ve toplantılara gidilir. Bitirilen her yeni kitabın ve
derginin yerini ise başka bir kitap ve dergi alır.
Bu arada, bireyden
sadece örgüte ait yayınlar ile örgütün amaçlarına uygun olarak çıkarılan
kitap, gazete ve dergileri okuması istenir ve doğruların sadece örgütün
yayınlarında yer aldığı empoze edilir. Bunun amacı bireye bir at gözlüğü
kazandırabilmektir.
Düşünce boyutuyla
birlikte aynı zamanda duygu boyutu da beslenmeye başlanır. Bunun için de örgüt
tarafından hazırlanmış sloganlar ve müzikler kullanılır. Bilindiği üzere insan
düşündüğü gibi duygulanan bir varlıktır.
Yasadışı örgütlerin,
kendilerince oluşturulan veya desteklenen müzik ve dinleti grupları,
kendilerine has sloganları ve kalıplaşmış söylemleri vardır.
Düşünce ve duygu boyutu
her geçen günle birlikte beslenen bir bireye davranış boyutu olan silahlı
eylemlere hazırlık teşkil etmesi için, içine çekildiği grupla beraber bildiri
dağıtma, afiş asma, mitinge katılma gibi faaliyetlerde görev verilir. Hatta,
örgütü sahiplenmesi açısından militan adayına örgüt içerisinde küçük küçük
sorumluluklar verilir. Grup sorumluluğu, sınıf sorumluluğu gibi...
Grup psikolojisinin
etkisiyle örgüte kazanılmak istenen birey, yapılan işlerin yanlış olduğunu
düşünse bile artık itiraz edemez. Baş tarafta grubun, ortak değer
yargılarının, yazılmamış yasalarının, ortak tavır, tutum ve davranışlarının
olduğu belirtilmişti. İşte bu süreç tüm gücüyle bireyin üzerinde ağırlığını
hissettirmeye başlamıştır.
Çünkü terör örgütleri,
bir kimseyi savaşmaya ve ölmeye hazır hale getirebilmek için o kimsenin
kişiliğini bedeninden ayırmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle onun kendi gerçek
kişiliğine sahip olmasını önlemektedirler.
Ve davranış boyutu...
Düşünce ve duygu boyutu
örgütün yaşam felsefesi doğrultusunda beslenmiş bir birey, artık silahlı
eylemlere katılmayı kendi ister hale gelmiş olur. Bu arzuyu fark eden örgüt
ilk başlarda yeni kazandığı militanına görev vermeye pek istekli görünmez.
Tabii ki, bu yeni kazandığı militanına bir taktik davranıştan başka bir şey
değildir. Örgütün böylesi bir tutum sergilemesi yeni kazanılan militanı
davasına daha da motive eder.
Ve silahlı eylemlere
başlar...
Evet, davranışlarımızın
itici gücü düşüncelerimizdir. Düşüncelerimizin besin kaynağı ise kitaplar,
gazeteler, dergiler vs. Bu yüzden kitapların, dergilerin ve gazetelerin insan
zihninde, kalbinde ve ruhunda bıraktığı izleri silmeye yeryüzünde hiçbir çare,
çözüm olamaz.
3. Algılama
Terör örgütleri,
kazandığı militanlarının beyinlerini ve ruhlarını, örgütün amaçlarına
şartlandırma faaliyetlerini, bu kadarla da bırakmamaktadır. Ayrıca, yeni
kazandığı militanlarının algılama dünyalarına da nüfuz ederek, örgütün
idealleri ve amaçlarından başka herhangi bir şey düşünmelerini önlerler.
Sol örgütlerin örgüt
içinde militanları için yayınladıkları yayınlarda, “devrimcinin şahsi hayatı
olmaz” sözünden bunu çok iyi anlıyoruz.
Bu arada kısaca
tanımlayacak olursak algı; “duyu organlarından beynimize ulaşan verilerin
örgütlenmesi, yorumlanması, anlamlandırılması sürecine verilen addır. Duyu
organlarımıza ulaşan veriler, algılama olmaksızın tek başlarına fazlaca bir
değer taşımazlar. Duyusal verilerin algılanması, yani anlamlandırılması
gereklidir. Bize ulaşan duyumlara ne tür tepkilerde bulunacağımızı ancak
algılama sonucunda kararlaştırabiliriz.”
Tanımdan da anlaşılacağı
üzere, her şey nasıl algıladığımızda başlıyor ve nasıl algıladığımızda devam
ediyor. Bu konu toplumsal hayatta yaşayan insanlar için ne ise terör
örgütlerinin bünyelerinde bulundurduğu teröristler açısından da aynıdır.
Daha önce de ifade
ettiğimiz gibi terör örgütleri, militanlarını önce ideolojik yönden düşünce
boyutunda yetiştirirler. Bunun nedeni de, “algılama”nın olabilmesi için bir
insanın önce düşünmeyi öğrenmesi gerekmektedir. Bir insan, ancak düşünce
sistemi geliştikten sonra duyu organları aracılığıyla gelen uyarıcıları
örgütleyip, anlamlandırabilir. Yani algılayabilir.
Bir insanın “Algılama
Dünyası”nı psikolojik süreçler vasıtasıyla eline geçiren terör örgütleri o
insanı bir robot haline getirip istedikleri her şeyi çok rahatlıkla
yaptırabilmektedirler.
Bir örgüt militanının bu
evrelerden geçtikten sonra kendi duyu organlarıyla algılayabilmesi ve kendi
beyniyle düşünebilmesine imkan yoktur. Çünkü beyin yıkama ve şartlandırma
süreci profesyonelce gerçekleştirilmiştir.
Yoksa bir militanın
kundaktaki bebekleri gözünü dahi kırpmadan öldürebilmesi nasıl izah edilebilir
?
4.Militan Kimliği ve
Kişiliği Kazandırma
Terör örgütlerinin, bir
gencin psikolojik yönden beynini yıkayarak ideolojileri çerçevesinde
şartlandırmalarının en önemli nedeni “kesin inanç” adamı haline getirmektir.
Nitekim, bir gencin örgüte gelene kadar ailesinden ve çevresinden aldığı
kimlik ve kişilik silinerek yerine yeni bir kimlik ve kişilik
kazandırılmaktadır. Biz buna militan kimliği ve kişiliği diyoruz. Bir terör
örgütünün militanlarını bu süreçten geçirmesindeki amaç ise, işleteceği
cinayetlerin meşruiyet dayanağını o kişinin iç dünyasına yerleştirebilmektir.
Bundan sonra, bir militan işlediği cinayetlerden dolayı vicdani herhangi bir
sıkıntı çekmemektedir.
SONUÇ
Ülkemizde faaliyet
yürüten terör örgütleri öğrenci kesimi, işçi kesimi, kamu kesimi ve
vatandaşlarımız içinde kurdukları sistemle kaybettikleri her militanının
yerini yeni bir militanla besleyerek ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.
Tıpta, bir insana hasta
olmamanın yol ve yöntemlerini öğretmek amacıyla kurulmuş koruyucu
hekimlik vardır.
Bu noktada, terörle
mücadelede de bize düşen görev, koruyucu hekimlikte olduğu gibi gençliğimize
sahip çıkarak terörizm hastalığına yakalanmamanın yol ve yöntemlerini
öğretmek olmalıdır.
Ancak, gençliği terör
örgütlerinin tuzaklarına karşı korumak sadece güvenlik güçlerimizin vazifesi
değil, ana babalardan, öğretmenlere, ilgili tüm kurumların kısaca herkesin
görevidir.
Muhteşem tarihi
geçmişi, tüm dünyayı kıskandıran jeopolitik konumu, genç nüfus potansiyeli,
zengin yer altı ve yer üstü kaynakları ile bulunduğu coğrafyada güçlü bir ülke
olan Türkiye’nin, 21. yüzyıla girerken devletler arası platformda
söz sahibi olabilmesi iyi eğitilmiş, idealleri olan gençliğe bağlı
olduğu gözden uzak tutulmamalı ve herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
KAYNAKLAR
1. E. HOFFER, Kesin İnançlılar, İstanbul, Yüksel Matbaası, 1980.
2. Ç. KAĞITCIBAŞI, İnsan ve İnsanlar, İstanbul, Cem Ofset Matbaacılık, 1980.
3. Ü. DÖKMEN, İletişim Çatışmaları ve Empati, İstanbul, Sistem Yayıncılık,
1994.
4. J.C. MAXWELL, Kazanan Tutum,
İstanbul, Sistem Yayıncılık 1997.
5.
J.E.ADDINGTON, % 100 Düşünce Gücü, İstanbul, Akaşa Yayıncılık, 1996.
6. A.YÖRÜKOĞLU, Gençlik Çağı, Özgür Yayın Dağıtım,1993.
7. R. Ş. APUHAN, Kendime Engel Olmayacağım, İstanbul, Timaş Yayınları, 1996.
8. N.ALKAN, Psikolojik Harekat, Terörizm ve Polis, Ankara, TEMUH
Yayınları,2000.
9.TEMUH Dai. Bşk. lığı
arşivi, 2002.

|