|
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Suçun önlenmesi ve suçluların yakalanıp adli mercilere sevk edilmesi gibi
toplumun huzurlu ve güvenli bir ortamda yaşaması için önemli görevleri
yerine getiren Emniyet Teşkilatı, görevin etkin ve verimli bir şekilde
yerine getirilmesini sağlamak ve saygın bir kuruluş olmak amacıyla sürekli
kendini geliştirmeye devam etmektedir. Bu süreç içerisinde de, ilgili kişi,
kurum ve kuruluşlarla da sıkı bir işbirliği içerisindedir.
Gerek
uluslararası ve gerekse ulusal kurum ve kuruluşların yapıcı değerlendirme ve
eleştirileri yanında, maalesef ülkemiz aleyhinde yurtiçinde ve yurtdışında
faaliyet yürüten terör örgütleri ve onlara destek veren oluşumların güvenlik
güçlerimizin sistemli bir şekilde insan hakları ihlallerinde bulunduklarına
dair propaganda faaliyetleri yürüttükleri gözlenmektedir.
Bunların yanında yapay olarak yaratılmak istenen din, mezhep ve ırk
ayrılıkları, zaman zaman tehlikeli boyutlara varan bölücü ve yıkıcı
faaliyetler, terörizmin bugün ulaştığı boyut, polisin sürekli uğraşmak ve
önlem almak zorunda olduğu görevleri arasındadır. Bu zorlu görevin yerine
getirilmesinde insan haklarına saygı, oldukça önemli bir olgu olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Teşkilatımızdaki gelişmeler ve düzenlemeler gerek Avrupa Birliği İlerleme
Raporlarına, gerekse Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin raporlarına
yansımaktadır.
Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (AİÖK) 6 Eylül 2006 tarihli raporu
da incelendiğinde,
16. paragrafta, Hükümetimizin “işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans”
mesajının uygulamaya arzu edilir bir etki yaptığı ve bunun ziyaret edilen
illerdeki uygulamaya yansımasının cesaret verici bulunduğu,
17. paragrafta, Heyetin 2005 yılı içerisinde yakın zamanda polis ve jandarma
tarafından gözaltına alınmış kişilerle yaptığı görüşmeler sonrasında;
Heyetin görüştüğü kişilerin büyük bir çoğunluğu, gözaltında bulundukları
süre içerisinde fiziksel olarak kötü muameleye maruz kalmadıklarını beyan
ettikleri ve bunların birçoğunun daha önceki yıllarda gözaltında
bulundukları dönemlerin tam tersi şekilde hiçbir kötü muameleye maruz
kalmadıklarını kendilerinden vurguladıkları,
Ayrıca, bu olumlu gelişmenin heyetin görüştüğü çeşitli gruplar – Savcılar,
polis veya jandarmada gözaltında bulunan kişilerin muayenelerini yapan
devlet doktorları, baro temsilcileri ve yerel insan hakları örgütleri -
tarafından görüşmeler sırasında da doğrulandığı, bu kişi ve grupların
hepsinin kendi yorumlamalarıyla, işkencenin artık tamamen istisnai bir durum
olduğunu ve önceki yıllarda meydana gelen, gözaltında bulunan kişilere
yapılan diğer şekillerdeki fiziksel kötü muamele ile ilgili olaylarının
sayısında çok önemli bir düşüş olduğunu vurgulamaya eğilim gösterdikleri
belirtilmektedir.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından toplam 68 ülke
hakkında hazırlanan 2005 dünya insan hakları raporunun ülkemize ilişkin
bölümünde;
2005 yılının en büyük başarısının, polis karakollarındaki kötü muamele
bildirimlerindeki düşüş ile kendini göstermeye devam eden, işkenceyle
mücadele konusunda gösterilen kararlı ilerleme olduğu kaydedilmektedir.
Gözaltının ilk anlarından itibaren avukatla görüşme hakkı da dahil olmak
üzere, gözaltında bulunan şahıslar için alınan daha ileri önlemler
sayesinde, kötü muamele konusundaki iddiaların azalmaya devam ettiği,
polisin kanun ve kurallara riayetinin genelde iyi olduğu dile
getirilmektedir.
Ayrıca, 2006 yılı Şubat ayı içerisinde ülkemizde incelemelerde bulunan,
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları ve Terörizmle mücadele Özel Raportörü
Martin Scheinin, basına yaptığı açıklamada, hükümetin insan hakları
konusunda çabalarını yoğunlaştırmış olmasını takdirle karşıladığını, bu
konuda atılan adımların sivil toplum kuruluşları tarafından da kabul
gördüğünü belirtmiştir.
Diğer yandan, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun 9-20 Ekim 2006
tarihleri arasında ülkemize gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin olarak,
Çalışma Grubu Başkanı Leila Zerrougui’den alınan mektupta tarafımıza
iletilen ziyarete ilişkin raporunda; “son birkaç yıl içinde işkence ve kötü
muamelenin radikal bir şekilde azaldığı, Hükümetimizin “işkenceye karşı
sıfır hoşgörü politikası”nın oldukça başarılı bulunduğu, işkencenin bazı
polis ve jandarma yetkililerinin bireysel düzeyde, kötü idaresine dayalı
istisnai ve münferit uygulamasından ibaret olduğu, gözaltı yerlerinin
denetimi konusunda; Cezaevi İzleme Kurulları ve İnsan Hakları Kurullarının
yanı sıra TBMM insan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun da gerekli gördüğü
takdirde gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde incelemelerde bulunabildiği,
son yasal değişiklikler çerçevesinde Savcıların da gözaltı yerlerini
denetlediği, Ülkemizin Avrupa Konseyi bünyesindeki, AİÖK’nün son ziyaretine
ilişkin raporunda da (7-14 Aralık 2005 tarihli 24. ziyaret) Hükümetimizin
işkence ve kötü muameleye karşı sıfır hoşgörü politikasının uygulamada
istenen etkiyi yarattığının ve ziyaret süresince saptanan bulguların cesaret
verici olduğunun kaydedildiği” belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere, ülkemizde insan hakları ile ilgili gelişmeler uluslararası
kuruluşlar tarafından da memnuniyetle karşılanmaktadır.
Yakın zamanlarda bazı
çevrelerce dile getirilen Türkiye’de sistematik işkencenin bulunduğu
iddialarına ise,
Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi Başkanı Silvia CASALE’nin, 13 Ekim 2004
tarihinde düzenlenen Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi toplantısında, Avrupa
İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin 1 Ağustos 2003- 31 Temmuz 2004 dönemine
ait 14. faaliyet raporu çerçevesinde yaptığı konuşmasında yer alan,
"Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında, işkence ve kötü muameleye karşı
Türkiye’de benimsenen tedbirlerden daha gelişmişini uygulamaya koyan ülke
bulmanın zor olacağı ve bazı çevrelerce yakın zamanlarda dile getirilen
Türkiye’de sistematik işkencenin bulunduğu söyleminin açıkça yanlış olduğu"
ifadeleri en iyi cevap olacaktır.

|