BİLGİSAYAR
SUÇLARININ GETİRDİKLERİ VE ÜZEYİR GARİH CİNAYETİ
Bilal ŞEN*
Yerküre üzerinde yaşayan tüm insanlığın,
teknolojinin gelişmesine paralel olarak bir değişim ve dönüşüm yaşadığı
aşikardır. İnsanoğlu; tüm tarihi boyunca bilgi ve deneyimlerini diğer
insanlarla paylaşmak, onlara kendi görüş ve düşüncelerini ulaştırma arayışında
olmuştur. Bu arayış içinde bilgisayarı keşfetmekle kalmamış, bilgisayarı
iletişim teknolojisinin de katkısıyla tek başına bir araç olmaktan çıkararak interneti keşfetmiştir. Sanal dünyanın temelini oluşturan internet, artık yeni bin yıla damgasını vuran bir yaşam
biçimine dönüşmüştür.[1][1]
Bu değişim geleneksel temalarımıza dahi etki ederek bedduaları "gece yarısı cd-romun bozulsun veya chat
yaparken misafir gelsin" şekillerine
dönüştürmüştür.
Akademik çalışmalarda "yeni
medyalar" adlandırmasıyla bahsedilen yeni iletişim araçları sanal
ortamdaki yetenekleri sayesinde, gerçek hayatta çok ciddi etkiler getirdi. Bu etkiler öyle bir hal aldı ki Kolombiya
örneğindeki gibi web sayfaları aracılığı ile bir hükümet devrilebilir hale
gelmiştir.[2][2]
İnsan hayatına dair her şeyi; internet, cep telefonları, uydu teknolojisi sayesinde
kolaylaştıran teknoloji, suç işlemeyi de kolaylaştırmıştır. Bilişim suçları,
siber suçlar, internet suçları, multimedya
suçları, bilgisayar bağlantılı suçlar gibi onlarca tanımı olan suçlar,
teknolojinin sosyal hayatımıza girdiği oranda hayatı tehdit etmekte ve
teknolojinin kullanım alanının çoğaldığı oranda siber suçların artması
kaçınılmaz gözükmektedir.[3][3]
Bilişim Teknolojisinin Hukuka Etkileri
İnternetin; “gerçekliğin bir yansıması olan sanal
dünya” olduğu varsayımı hepimizce üzerinde fazla düşünmeden kabul edilmiştir.
Ancak internetin ve ilişkili teknolojilerin
işlevlerine, tüm sosyal hayatıyla “insan” girince, haklar ve sorumluluklar
beraberinde girer. Yani internet maddesel olarak
sanal, ancak işlevsel olarak gerçektir. Ve işlevlerinden dolayı hukuk
karşısında sorumlu tutulmalıdır.
İnternet ve eklentileri üzerinde işlenen suçlara en
yaygın tanımlamasıyla “bilişim suçları” diyoruz”. Bilişim suçları ile polisiye
anlamda mücadele, uzmanlık gerektiren bir alan olarak "elektronik
izleri" takip ederek gerçekleştirilebilecek olsa da hukuki alanda çok
ciddi problemler bizleri beklemektedir. Yapılacak hukuki çalışmalarda mevcut TCK'ya sadece bilişim suçlarını ekleyerek, suçları ve
cezalarını tanımlamak yeterli olmayacaktır. Ceza hukukunun temel kavramlarından
olan, mütemadi, müteselsil, meşhud suç, kasdı aşan suçlar, canavarca his, örf adet hukuku, suçun yeri,
suçun işlendiği yer mahkemesi, suçun zamanı gibi bir çok kavramın ayrıntıları
bu suçlara özel olarak tekrar ele alınması gerekiyor. Çünkü dijital ortamdaki
suçlarda; bu kavramları fiilin içinden ayıklayıp işleme koymak epey zor
görünüyor. Suçun işlendiği yer neresidir? sorusuyla problematiği çok
iyi aktaran Avukat Haluk İNANICI'nın aşağıdaki örneğini incelemek ne anlatmak istendiğimizi
daha iyi açıklayacaktır.
İstanbul'da yaşayan bir failin, evindeki
bilgisayarı aracılığı ile, New York şehrinde bulunan bir bankanın "bilişim
sistemine" tüm koruma önlemlerini aşarak girebildiğini düşünelim.[4][4] New York'ta bulunan bankada bir kişi de fiile
yardım etsin. Bu şahıs, bir banka memuru gibi hayali bir havale işlemi emri
versin. Bankada hesabı bulunan bir şahsın hesabından 1 milyon Dolar miktarında
parayı İsviçre'de bulunan bir şahsın banka hesabına transfer etsin.
İsviçre'deki bankanın da sistemine de girip, bu şahsın adına yatan parayı, yine
bu şahsın haberi olmadan, Fransa'da bulunan kendi hesabına transfer etsin.
Parayı buradan çekip İtalya'ya gitsin.[5][5]
Yukarıdaki örneğe ilişkin olarak Türk hukuk
sistemi bugün için genel ilke olarak suçun işlendiği yerdeki mahkemelerine yetki
vermektedir. Bu yer bilinmediği hallerde, yargı yeri yedek kurallarla belirlenmektedir.
Bu tür kurallara ihtiyaç olduğu da açıktır, çünkü ceza yargılamasında, fiili
yargılayacak mahkeme bulunmadığı için yargılamayı yapamamak hiçbir şekilde söz
konusu olamaz. Peki örnekteki gibi bir suçu kim nerede hangi mevzuata göre
yargılayacak?
Görüleceği üzere küreselleşmenin hızına hız
katan internet, kendisi aracılığı ile işlenen
suçlarla mücadele için gene küresel mücadele gerektiriyor. Uçak kaçırmayı bütün
ülkeler suç olarak kabul eder ve bu suçun faillerine siyasi sığınma hakkı
verilmez. Aynı bu seviyede düzenlenecek
uluslar arası bilişim suçları yasalarının yürürlüğe konulması gerekmektedir ve
Avrupa Komisyonu bünyesinde 23 Kasım 2001’de Budepeşte’de
düzenlenen Siber Suçlar Uluslararası Konferansı’nda imzaya açılan “Siber Suçlar
Sözleşmesi” bunun ilk basamağıdır.
Siber Dünyanın Yaramaz Çocukları, Hackerlar
İzinsiz bilgisayarlara giren, içlerinden
bilgi çalan, web sitelerini göçeren, sanal savaşlar çıkartan kişilere “hacker” denildiğini hepimiz biliyoruz. Ancak tarihteki
ilk bilgisayar suçu ne zaman işlendiğini biliyor muyuz? Bir bilgisayarı içeren
ilk suçun ne zaman meydana geldiğini belirlemek oldukça zordur. Bilgisayar
Milattan önce 3500 yıllarında Japonya, Çin ve Hindistan’da bulunan, elle
hareket edebilir sayaçları kullanarak hesap yapmaya yarayan abacustan
beri çeşitli biçimlere girmiştir. 1801 de kar amaçlı girişimler Fransa’da bir
tekstil üreticisi olan Joseph Jacquard’ı bilgisayar
kartının ön modelini dizayn etmeye teşvik etti. Bu alet özel fabrikaların
dokuma aşamalarında tekrarlama yapmayı sağladı. Jacquard’ın
işçileri geleneksel iş ve yaşam standartlarını tehdit eden bu aleti sabote
ederek, Bay Jacquard’ı başka bir yeni teknoloji
kullanmaması için gözünü korkuttular. Böylece bilinen ilk bilgisayar suçu
işlenmiş oldu.[6][6]
J
Sanal dünyanın yaramaz çocukları Hackerlar genelde hasta ruhlu ve asosyal suçlular olarak görülür. Peki hackerlara illa suçlu gözü ile mi bakmak gereklidir?
Günümüze kadar suçlu grubunda yer almayan binlerce insan, artık bilişim
teknolojisi marifetiyle suç işler hale gelmiştir, çünkü Dr. Mehmet ÖZCAN'ın da belirttiği gibi hayatı kolaylaştıran teknoloji
suç işlemeyi de kolaylaştırmaktadır. Bu tip suçları işleyenler arasında
yaptıklarının suç olup olmadığını bilmeyen veya düşünmeyen sadece bilinmezin,
ulaşılmazın büyüsüne kendini kaptırmış ama eylemleri çok derin hasarlar bırakan
çocuk yaşta binlerce insan vardır. Teknoloji sadece suç işleme alanlarını
kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda suçları gizleme konusunda da bir takım
imkanlar sunmaktadır.
Bu suçları işleyenlerin ise diğer suçlulardan
farklı olarak, okumuş, iyi eğitim almış kişilerden oluşması da dikkat
çekicidir. Bu güne kadar suç işlememiş binlerce insan, merak ve kendilerini
ispat edebilmek için oturdukları yerden, gene internetten
öğrendikleri bilgilerle[7][7]
suç işler duruma gelmişlerdir. Örneğin; tüm dünyaya kafa tutan Linux'un babası Linus Torwalds'da zamanında bir hacker idi. Torwalds'ın yarattığı
Linux daha sonra windows işletim sistemine alternatif
olarak çıkan ve yazılımı kullanıcılarının geliştirdikleri bir devin babası
oldu. Günümüzün bir çok güvenlik uzmanı da zaten bir dönemin hackerları idi.
Hackerler hack etme amacına
göre "beyaz hacker" ve "siyah hacker" olarak ikiye ayrılmaktadır. Hack fiilini ekonomik gelir amacıyla gerçekleştirenler
"siyah hacker, herhangi bir ekonomik kazanç elde
etme gayesi olmadan sadece kabadayılık, kendini ispatlama veya bilinmezi
keşfetme gibi amaçlarla gerçekleştirilenlere ‘beyaz hacker’
diyoruz. Bizce hackerleri niyet ve amaçlarına göre
değerlendirmek gereklidir.
Bir virüs yazarının aşağıdaki sözü çocukça,
ama aslında yaratıcı bir zeka ve dehşet bir motivasyon göstermiyor mu? “Bir
tanesini ürettiğinde harikulade bir şeyin gerçekleşmiş olduğunu hissedersin.
Yaşayan bir şey yaratmışsındır. Onun nereye gideceğini ya
da ne yapacağını bilmezsin, ama yaşayacağını bilirsin”[8][8]
Hangimiz yaptığımız iş için bu denli heyecan duyuyoruz? Doğru şekilde
yönlendirilebilen bu yetenekler neden Gates’lerin tahtını devirip kendileri
oturmasın?
Türkçe’de “internette
dolaşmak” veya “internette sörf yapmak” gibi
terimlerin karşılığı olan internette sayfalar
arasında dolaşma fiili, İngilizce’de deniz yolu ile keşfetmek anlamına gelen “navigate” kelimesi ile karşılanır. Türkçe’de karada
eşkıyalık yapanlara “korsan” terimi kullanılmazken, deniz eşkıyalarını
tanımlamak için korsan terimi kullanılır. İnternetteki
eşkiyalara da ‘bilgisayar korsanı’ denilmesinin internetin de bir deniz olduğu çağrışımdan geldiği
zannedilmektedir. Hem de sık sık yolcularını ıslak
sularının içinde boğan bir deniz.
Hack olayları zannedildiği gibi bilgisayarların
yaygınlaşmaya başladığı 1980’li yıllarda değil, henüz bilgisayarların
emeklemekte olduğu 1950’li yıllarda başlamıştır. Tasarlamaktan çok kazara
başlayan bu süreç bilgisayarlarla değil telefonlar aracılığı ile başladı. “Freak”, ”phone” ve “free” kelimeleriyle bir sözcük oyunu olarak nam salan “phreaking” ilk başladığında ABD Bell
Telephone telefon sistemini uzun mesafeli bedava
telefon aramaları için işletmekten öte
bir amacı yoktu.[9][9]
Birkaç yıl içinde telefon sistemi içinde daha derinlere bakmaya başlayan phreakerlar Bell içinde
elektronik geçitler ve ve gizli bölümlerden
oluşan bir labirent bulunduğunu
öğrendiler ve bu bilinmeyen arazinin haritasını çıkardılar. Hele 1954’de Bell Teknik Sistem Dergisinin yurt içi uzun mesafe
aramalarını yönlendirmeye ve ücret belirlemeye yarayan elektronik sinyalleri
anlatan bir makale yayınlaması işin içine tuz biber ekti. İşin garip tarafı
aynı dergi 1960 Kasım ayında ise numaraların frekanslarını tarif eden bir
makale daha yayınlandı. Dergi yalnız Bell’in teknik
personeli için çıkıyordu ancak aboneleri arasında okul kütüphanelerinin olduğu
unutulmuştu. Yapılan hata anlaşılınca dergi toplatılmaya çalışıldı. Ama
dergiler özellikle mühendislik öğrencileri tarafından inanılmaz bir hızla
çoktan fotokopilenmişti bile. Numara frekanslarının
sistemdeki onay tonlamalarının bir müzik aleti veya ıslıkla çıkartılabildiği
anlaşılınca ücretsiz olarak bir yeri aramak için sadece bu tonları çıkaracak
bir aleti telefonun ahizesine dayamak yetiyordu. İlk ıslıkla arama 1971’de,
John Draper isimli bir Vietnam gazisi, Cap’n’Crunch (mısır gevreği markası) kutusundan çıkan
promosyon düdüklerin 2600 MHz tonda ses çıkarttığını
fark etmesiyle ortaya çıktı. O dönemde bedava telefon görüşmesi yapmak için
gereken frekansı ağzıyla çıkarabilenler hatta istediği numaraları bile
kodlayabilenler vardı.[10][10]
Bir çok insan hack
faaliyetlerinin etkin olarak yakın zamanda yaygınlaştığını zannetmesine rağmen
özellikle Amerika'da bu suçların tarihi epey eskilere dayanıyor. Hatta bu
suçlar öylesine arttı ki 1983 yılında konusu Hackerlik
olan bir film bile çevrildi. War Games
(Savaş Oyunları) adlı film, hacker’lığı farklı bir
cepheden ele alarak izleyicileri hacker’ların her
bilgisayar sistemine girebileceği konusunda uyarıyordu ama sadece görmek
isteyenlere.[11][11]
İlk adımlarını yukarıda aktardığımız hackerlik faaliyetleri, yer altı örgütleri gibi adım adım gelişme göstermiş ve ülkelerin, firmaların
ekonomilerini tehdit eder hatta cinayet aracı olarak bile kullanılır hale
gelmiştir. James Clay'in anlattığına göre ABD'nin
Kaliforniya eyaletinde bilgisayarla bir cinayet işlenmiş. Kurban, bir hastanede
tedavi gören bir hasta. Katil, bilgisayar yoluyla hastanenin sistemine giriyor
ve kurbana verilen ilaçların listesini saptıyor. Değiştirilen listeyle kurbanı
öldürecek ilaçlar ve dozajlar sisteme kaydediliyor. Hasta anında ölüyor ve
cinayeti işleyenden ortada ne bir isim ne de bir iz kalıyor.[12][12]
İnternet dünyasının en meşhur yaramaz çocuğu şüphesiz
"Condor" takma adıyla tanınan bilgisayar
korsanı Kevin MITNICK'tir. Kevin ilk olarak 1988’de savcılıkça adı açıklanmayan (Digital Equipment Company) bir bilgisayar firmasının ana bilgisayarına girdi.[13][13]
Yakalandı ve 1 yıl hapis cezasına mahkum oldu. 1995 Şubatında Kevin Mitnick tekrar tutuklandı.
Bu sefer FBI onu 20 bin kredi kartı çalmakla suçladı. Daha sonra çalınmış cep
telefonu numaralarını kullanması nedeniyle dava açıldı. Davası 1999 Ocak ayında
görülmesi planlanmış olmasına karşın, mahkeme onu kefaletle serbest bırakmama
kararı aldı ve hapisteyken lehine delil toplamak için olsa bile bilgisayar
kullanmasını yasakladı. Çünkü Kevin hapise girdikten sonra bir çok hacker
grubu ve yandaşları Kevin'i özgürlüğüne kavuşturacak
bir kurtarma harekatı başlattı. Bu harekatın liderliğini hackerlik
konusunda dünyanın en ünlü dergisini çıkaran "2600 Grubu"nun çektiği
bir ekip yaptı. "Free Kevin"
yapıştırmalarıyla dikkat çeken harekat, mahkeme tarafından da dikkate alındı ve
toplumun duyarlılığına paralel olarak Kevin davasının
örnek olacağı korkusuyla davayı derinleştirdi ve şartlı tahliye kararı
kaldırıldı ve ibret olması için basınla görüşmesi yasaklandı. 2000 yılının
başlarında Kevin serbest bırakıldı ancak bu filmlerde
izlediğimiz gibi şartlı serbest salıvermelere pek benzemiyordu. Kevin'in 20 Ocak 2003 yılına kadar bilgisayar kullanması,
cep telefonu sahibi olması ve benzeri bilgisayar ürünlerini kullanması yasak.
Ayrıca mahkeme aldığı kararla internet ve bilgisayara
bağlı tüm aygıtları kullanmasını da yasaklamış. Kevin'in
ABD'nin 25 numaralı bilgisayar güvenlik ve kullanım yasası gereğince giriş
şifrelerini yasa dışı kullanmakla suçlanıyor.[14][14]
Kevin MITNICK gerçekten en büyük hacker mıydı bilinmez ama biz böyle olmadığını düşünüyoruz.
Çünkü; bilgisayar yer altı dünyasında hep söylenen şu söz MITNICK'in
konumuna gölge düşürüyor "İyi bir hacker’san,
ismini herkes bilir. Ama büyük bir hacker’san kimse
kim olduğunu bilmez".
Bu güne kadar Türkiye'de TCK 525. maddelerine
istinaden çok kişi ceza aldı. Bunların çoğu işlenen suçun içinde bilişim
araçları bulunduğundan ilgili mahkemelerce bilişim suçu olarak nitelenen,
ancak mahkemelerin aldığı kararların
büyük bölümünün Yargıtay’ca bozulduğu davalardır. Türkiye'de hack fiilini tam olarak gerçekleştirerek ceza alan ilk hacker İzmir'li Tamer Şahin'dir.
Aralarında Süperonline ve Osmanlı Bankası´nın da bulunduğu 4 şirketin güvenlik sistemini aşarak
güvenlik sistemlerini ve siteyi çökerten 20 yaşındaki Tamer Şahin, bu suçlardan
İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi´nde yargılandı.
Mahkeme, Şahin´in TCK´nin 525/B maddesine göre,
"Bilgileri otomatik isleme tabi tutulmuş bir sistemi veya verileri kısmen ya da tamamen bozmak" suçundan 1 yıl 8 ay hapis
cezasına çarptırdı. Daha sonra Şahin´in cezasının ertelenmesine karar verildi.
Bu arada hacker´lığıyla bir anda parlayan Şahin,
bilgisayar devi Microsoft´tan aldığı teklif üzerine İstanbul´da seminer vermeye
başladı. Ayrıca yaptığı işler arasında çeşitli şirketlerin web sitelerine
saldırılar yaparak sitenin güvenliğini test etmek de bulunuyor. Bu iş için
aldığı ücret ise 3500 dolar.[15][15]
Aynı yöntemle özellikle Amerika'da bazı şirketler veya güvenlik yazılım
şirketleri hackerler için yarışma açıyor ve güvenlik
sistemini aşanlar hemen şirket bünyesinde yüksek gelirle güvenlik elemanı olarak istihdam ediliyorlar.[16][16]
Güvenlik Tartışmaları
İnternetteki güvenlik tartışmalarını ve tehlikeleri
konusundaki problemleri duyan bir takım kullanıcılar veya işin teknik boyutunu
tam olarak bilmeyenler “kurum ve kişilerin önemli bilgilerini dışa (internete, modeme vs) bağlı bir sistemde bulundurmasınlar”
gibi bir çözüm önerisi sunabilirler. Ancak kurumsal, kişisel bilgisayar
ağlarının Internet’e açılan kapısını kapalı tutmak, söz konusu değil. Çünkü
kapıyı kapattığınız zaman, iş yapma olanağını da toptan ortadan kaldırıyorsunuz.
Örneğin internet bankacılığı yapmak istiyorsanız
müşterilerinizin hesap bilgilerini internete bağlı
olan bilgisayar sistemlerine yüklemek durumundasınız, yoksa internet
devriminden söz etmeniz imkansızlaşır.
Bu nedenle, hem kapıyı her zaman açık tutabileceğiniz hem de kötü
niyetli kişilere erişime fırsat vermeyeceğiniz yeni bir güvenlik düzenine
gereksiniminiz var.[17][17]
Sanal ortadaki güvenlik en az gerçek
hayattaki kadar zor. Çünkü güvenlik yapısı gereği en zayıf halkası kadar
sağlamdır. Sisteminiz kale kadar sağlam bir sistem olabilir ancak ihmal
edilecek, unutulacak bir unsur tüm masrafı ve sistemin çöpe atılması demektir.
Gözden kaçan ufacık bir nokta (örnek olarak bir router’in
ya da bir printer’in
üzerinde bulunan http sunucusunun şifresi) tüm sistemi tehlike altına atmaya
yetecektir. İkinci olarak güvenlik sistemi kurma konusunda kime güveneceksiniz
sorusuna cevap vermeniz gerekir. Kurum veya kişi güvenliği için tutulan
bodyguardlar, ancak müşterinin izin verdiği kadar bilgiye veya donanıma sahip
olacaktır. Ancak elektronik güvenliğinizi teslim ettiğiniz kişilerin kendileri
için zaten sizin için çok karmaşık olan sistemde daha sonra kullanabilmek için
açık kapı bırakmayacağını nasıl bilebilirsiniz. Diyelim ki güvenlik sisteminizi
Bill Gates kuruyor. Bill GATES'in bankanızın
hesaplarına girip para çalmaya kalkıştığında ne yapabileceksiniz?[18][18]
Ayrıca “kusursuz bir güvenlik duvarı kurduk işimiz bitti” deme hakkınız yok.
Çünkü yeni gelişen teknoloji, sizin eskide kalan güvenlik duvarınızı açabilecek
yollar bulabilir. Buradan “güvenliğin bir çözüm olmayıp bir süreç” olduğu
çıkarsamasının görülmesi gereklidir.
Bilgisayar güvenliği konusunda tartışma
konusu olan diğer bir konu ise “security by obscurity” ilkesidir. Bu ilke
hiç konuşmazsanız her şey iyi olur, saklanırsanız belki saldırganlar sizi
bulamayacaklardır ve teknoloji çok karmaşık olduğu için güvendesiniz, gibi
prensiplere sahiptir. Güvenlik endişelerinin ilk ortaya çıktığı zamanlarda
uygulanan bu ilkenin gün geçtikçe çok yanlış olduğu
anlaşıldı. Zira sizin güvenlik konusunda her şeyi saklamaya çalışmanız ya da göz ardı etmeniz bir şeyi değiştirmez, crackerlar sahip oldukları bilgilerle kendi aralarında
zaten top oynamaktadırlar! Daha sonra güvenlik alanında her şeyin açık olması
ilkesi benimsendi. Bu ilkeye göre cracker’lar zaten
kendi aralarında sistem açıklarını bulup tartıştıklarına göre, sistemleri
korumak isteyen güvenlik uzmanları da buldukları tüm bilgileri açık olarak
herkese yaymalıdırlar prensibi benimsenmiştir. Aslında bu iki uç nokta hala
tartışma konusudur, bazı güvenlik uzmanları sistemlerde bulunan güvenlik
açıklarının hiç bir şekilde yayınlanmaması gerektiğini savunurken, bazıları ise
güvenlik konusunda her şeyin açık olması fikrini savunmaktadırlar. Onlar
tartışa dursunlar, güvenlik dünyasında şu anda uygulanan ya
da uygulanmaya çalışılan, daha bu yılın ortalarında ortaya sürülen, iki ilkenin
de kombinasyonu sayılabilecek yeni ilkeye bakalım. Bu ilke internet
güvenliğinde en önemli rapor merkezi olarak bilinen CERT/CC Coordination
Center tarafından uygulamaya başlanmıştır. (CERT/CC
http://www.cert.org güvenlik alanında bulunan ve onaylanan sistem açıklarının
takip edilebileceği bir sitedir) Bu karma ilkeye göre bulunan açıkların
detayları ilk olarak kullanıcılara duyurulmak yerine açık bulunan sistem
üreticisine iletilmektedir ve gerekli yamaların ve güncellemelerin hazırlanması
için üreticilere zaman tanınmaktadır. Bu zaman dolduktan sonra ilgili açık tüm
herkese yayınlanmaktadır. Buradaki amaç, bir ya da
bir kaç cracker tarafından bilinen bu açıkların diğer
tüm crackerlar tarafından da öğrenilme şansını
azaltmak ve gerekli yamaların hazırlanmasını bekleyerek kullanıcılara bu
açıkları öğrendikleri anda kapatabilme şansını tanımaktır.[19][19]
Bilgisayar sisteminde kullanacağınız yazımların
(örneğin bir muhasebe, eğitim hatta güvenlik için kurulan bir ateş duvarı
programı) aynı zamanda bir istihbarat programı olmadığını nasıl bilebiliriz. İnternet ve Bilişim Suçları Şube Müdürlüğünde görevli Semih
DOKURER'in de belirttiğine göre bilgisayarlarda
masumca kurduğumuz çeşitli programlar, görünen işlevlerinden başka üretici
firmasına, kurulduğu bilgisayardaki bilgileri göndererek casusluk
yapabilmektedirler.[20][20]
Bu şüpheden yola çıkarak aklımıza Microsoft gibi bir dev (Gates'in kişisel
serveti 45 az gelişmiş ülkenin toplam yıllık gelirine denk geliyor[21][21])
Türkiye dahil tüm dünyada neden korsan yazılım kullanımına göz yumuyor sorusu
geliyor. BSA ( Business Software
Alience) gibi bir takım organizasyonlar korsan
yazılım kullanımıyla mücadele etseler de, bunun etkin bir mücadele olmadığını
BSA dahil hepimiz biliyoruz. Bunun iki sebebinin olabileceğini düşünüyoruz.
Birincisi; Microsoft ürünlerinde tekel oluşturmak, ikincisi ise casusluk amaçlı
kullanım için istihbarat ağını geniş tutmak olabilir. Zaten internet
explorer'daki açıklar ve ne işe yaradığı bilinmeyen
bir kod numarası uzun zamandır her yerde dile getirilmektedir.[22][22] Microsoft’un bahsettiğimiz şifre kodlarını
istihbarat amaçlı kullandığından şüphelenen Rusya haber alma örgütlerinde microsoft ürünlerini kullanmayı yasaklamış, Fransa ise bu
kod numarasını incelemeye almıştır.
Bilişim Teknolojisinin Suçların
Soruşturmasında Kullanımı
Bilişim ve internet
teknolojisi devletin işlevlerinin sanal ortamda yürütülmeye başlamasıyla
“elektronik devlet” kavramını ortaya çıkarmıştır. Türkiye günümüzde sıkça
telaffuz edilen e-devlet uygulamalarında diğer ülkelere kıyasla çok gerilerde
kalmıştır. Taylor Nelson Sofres tarafından 27 ülkede
gerçekleştirilen e-devlet araştırmasına göre, Türkiye internet
üzerinden kamusal hizmetlerin kullanımında %3 ile Endonezya ve Rusya ile
birlikte sonunculuğu paylaşıyor.[23][23]
Günümüz için her ne kadar çok iyimser bir tabloya sahip olmasak da Türkiye’de
de bir gün tam teşekküllü olarak e-devlet uygulamalarının hayata geçmesi kaçınılmazdır.
Kısaca e-devlet dediğimiz uygulama bütün
fonksiyonlarıyla hayata geçtiği zaman devletin,
polisin etkinliği artacak, dürüst vatandaşların hakkı daha fazla
korunabilecektir.[24][24]
Elektronik devlet, yönetilenlerin, birey statüsünden vatandaş sürecine geçişini hızlandıracaktır. Bu alanda gerekli önlemlerin
alınması, bireyin yarar ve çıkarını daha fazla öne çıkaracaktır.[25][25]
Çünkü suçun önlenebildiği ve hukuki sistemin çağın gereklerine göre
hazırlandığı takdirde bürokrasi azalacak, bireyler haklarını daha kolay
arayabilecektir. Ayrıca suçlulara müsaade edilenden fazla, devlet imkanlarını
(çoğu zaman özel sektörün de) kullanma hakkı tanınmayacaktır. Örneğin taksitle
çamaşır makinesi almak isteyen bir vatandaş, firma tarafından gerekli bilgileri
alındıktan sonra yeterince güvenilir olup olmadığını anlamak için ilgili veri
tabanlarına ulaşacak ve eğer bu veri tabanlarında, vergi ödemelerimizde
aksaklık, suç işlemiş olmak, yükümlülük yerine getirmemiş olmak (askerlik vb)
veya ekonomik durumumuzun makine satın alabilecek kadar iyi olmadığı göründüğü
takdirde dükkandan elimiz boş çıkacağız.
Her ay kapımıza kadar memur göndererek doğal
gaz, elektrik ve su sayaçlarımızı okuyan ve bu okuma neticesinde fatura
gönderen kurumlar elektronik okumaya geçecek veya
firari suçluların bu hizmetlerden yararlanması engellenebildiği gibi, aranan
bir kişinin evinde olup olmadığı elektrik düğmesine basar basmaz belli
olacaktır. Hatta bu yöntem ile nüfus sayımı, bile yapılabilecektir.
Bilgisayar ortamındaki verilerin eşleştirme
yöntemi; suçların araştırmasında polise en çok yardımcı olan yöntemlerden
birisidir. Bilgisayar eşleştirmeye en iyi
örneklerden birisi Amerika'da gerçekleştirilmiş. Amerika'da Amerikan
Sivil Servis Komisyonu çalışanlar hakkındaki yolsuzlukları bulmak için aile
yardımı alanların kayıtlarını eşleştirdi. Bu eşleştirmede amaç Medicare ve Medicaid sağlık sig+ortası programlarından aynı anda yararlanıp yararlanmadığını
tespit etmekti. Bu gayeyle 3 birimin ilgili dosyaları bilgisayarla eşleştirildi
ve yolsuzluk yapanlar ortaya çıktı.[26][26]
Telsim'in Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Özcü'nün belirttiğine göre GSM kullanıcılarının yer tespiti
"il ve ilçe olarak" baz istasyonları saptanarak yapılmaktadır.
Hatta ve ünlü dolandırıcılık davası
sanığı Selçuk Parsadan'ın ele geçirilmesinde de “tagging” adı verilen bu yöntemin kullanılmış. Aynı yöntem
geçmişe yönelik soruşturmalarda da kullanılabilir. [27][27] Bu sistem sayesinde polis, örneğin bir
cinayet sanığının telefonunun cinayet tarih ve saatinde, cinayet mahallinde
bulunup bulunmadığını geçmiş loglara ulaşıp delil
olarak kullanabilecek. Ayrıca kredi kartları harcamaları da bilineceği üzere
tarih ve saat olarak bankanın bilişim sistemine kaydediliyor. Bu kayıtlarda suç
soruşturmasında delil olarak kullanılabilir.[28][28]
Üzeyir Garih Cinayeti
Soruşturması Örneği
Bilişim teknolojisi sayesinde suç önleme
anlamında yapılabilecekler aynen bilişim suçları gibi sınır tanımıyor. Bir çok kişinin izlediği ve sinemalarda
gösterildiği dönemde (1999 yılının ilk ayları) KOM Daire Başkanlığı
bünyesindeki TADOC Müdürlüğünün
düzenlediği Kaçakçılık ve Organize Suçlar Temel Eğitim kurslarında ders
olarak da izlettirilen Devlet Düşmanı (Enemy Of The State) isimli filimde
bilgisayar-uydu ve telefon teknolojisi sayesinde gerçekleştirilen istihbarat,
izleme-takip izleyenleri şaşkına çevirmişti.
Kanal 6'daki Strateji Programında filmdeki teknoloji tartışılmış ve Koç
grubu strateji danışmanı olan Şeref OĞUZ'a
filimdekilerin gerçek olup olamayacağı sorulmuştur. Şeref OĞUZ filimde
gösterilen teknolojinin en az 5 yıl eski olduğunu ve cebinden çıkardığı "iridium" bir cep telefonu ile masadaki bir "power-book"u göstererek
"şimdi bunlar yeterlidir" demiştir.[29][29]
Adı geçen filmde bir istihbarat örgütü peşine düştükleri bir şahsı
yakalayabilmek için klasik elektronik takip araçlarının yanısıra
uzaydaki uyduları bu kişiyi takip etmek için etkin olarak kullanmaktadır.
Filmi izleyenler bilecektir eğer ki
filimdekiler hele Şeref OĞUZ'un söyledikleri gerçekse
George ORWELL'ın 1948 yılında kaleme aldığı
"1984" isimli kara ütopyasının[30][30]
tam hayata geçtiği zamanlarda yaşamaya başladık
demektir. Devlet düşmanı filmindeki kadar olmasa da geçenlerde tüm kamuoyunca
bildik bir sanığın takibi, polis ve medya!!!! tarafından bilişim teknolojisini
kullanarak gerçekleştirdi. Çoğu kimsenin farkına varmadığı bu takibi incelemek
basit imkanlarla bile neler yapılabileceğini ortaya koyuyor.
Tüm Türkiye nefesini tutarak Üzeyir Garih cinayetinin zanlısı
olarak aranan Yener YERMEZ'in
polis ve medyanın gerçekleştirdiği amansız takibini izledi. Ancak bu kovalamaca
da dikkat çeken ve yazımıza da konu olma sebebi, bilişim teknolojisinin polis
tarafından etkin olarak kullanılmasıydı.
Sürek avının ilk başında sanığı
yakalayabilmek için polisin elindeki en büyük koz Garih'in
kayıp cep telefonuydu. Şimdi sanığın sıcak takibinin yapıldığı günlerde
yayınlanan Milliyet ve Star gazetelerindeki bilgileri takip ederek neler
yapıldığına bir göz atalım.
Garih'in telefonu en son cinayet günü akşamı bir kere kullanılmış.[31][31]
Bunun üzerine yapılan teknik incelemede yollar Hasdal
kışlasında askerliğini yapmakta olan bir ere çıktı. Polis şimdi bu askerin
peşinde. Telefonun kartını değiştirip kullanıma sunan kişi ya
katilin kendisi, ya da onu tanıyan bir başka kişi.
Yaptıkları işlem olayla ilgili yeterli profesyonellikte olmadıklarını
gösteriyor. Bu Garih cinayetinin katillerini ve
olayın nedenlerini siyasi boyutlardan çok çok
uzaklaştırıyor. Şimdi askerin sorgusu ve telefonun izi bizi katile kadar götürebilir. Soruşturmayı serin kanlı
tutmakta ve değerlendirmeleri sonuçlara göre yapmakta fayda var.[32][32]
Aynı gazete ve tarihte Eko Gündem isimli
köşesinde yazan Meral TAMER ise katilin iyi eğitimli olduğunu savunur. Çünkü TAMER'in verdiği bilgilere göre cep telefon cinayetten
sonra 3 saat kadar açık tutulmuş ve Sirkeci Eminönü civarında dolaşmış,
sonradan en ufak bir kanıt bırakmadan kayboluvermiş. Yazara göre telefonun
Sirkeci-Eminönü civarında dolaştırılması
ise bir aldatmacaymış.
Kartı çıkarılıp atılan cep telefonunun
yerinin nasıl tespit edildiği ise 29 Ağustos 2001 tarihli Star gazetesinin 1. sayfasında ayrıntılı olarak anlatılmış.
Her cep telefonunun bir IMEI numarası baz istasyonu ve uydu sinyalleri
sayesinde operatörde ( Turkcell, Telsim ya da Aria) görünüyor. Telefon
açıksa, konuşulmasa bile sürekli sinyal gönderiyor. Hatta telefonu taşıyan
kişinin hangi yöne ve hangi hızla gittiği bile öğrenilebiliyor.[33][33]
Sonunda Üzeyir GARİH'in hareketsiz olan cep telefonundan ilk sinyal saat
17.00’de alınır. Konuşan Hasdal askeri kışlasından
bir astsubaydır. Polis askeri yetkililerle hareket eder ve astsubay bulunur.
Astsubay kışlada arama yaparken telefonu bulmuş, makinayı
beğenince de kendi kartını takarak denemiştir.[34][34]
Bilineceği üzere Yener
YERMEZ polisin kışlaya kendisini aramak için geldiğini anlayınca askeri
kışladan kaçar ve İstanbul sokaklarında kovalamaca devam eder. Özkan’ın
ağzından takibe devam edelim.
Hasdal'dan kaçtıktan sonra bir minibüse biniyor. Gittiği yer belli ama buraya
yazamıyorum.....[35][35]
Yener YERMEZ bir bankamatikten para çekmek istedi.
Ancak bunu başaramadı. Ama sonra bir başka şubeden 20 milyon lira çektiği
saptanmış. Para Kayseri'den yatırılmış. Ailesinden olsa gerek. Hala tek
sığınağı ailesi. Zaman zaman ailesinden bazı fertleri
arıyor ve teslim olabileceği yönünde işaretler veriyor. Telefon kulübelerini
kullanıyor.[36][36]
Yener YERMEZ, kaçtıktan sonra önce banka
hesabında bulunan 20 milyondan 10 milyon
lirayı bir bankamatik aracılığı ile çeker. Daha sonra Beşiktaş'taki bir bankamatikten kalan 10
milyon lirayı çekmeye çalışır. Ancak kartını kaptırır. Paraları YERMEZ’in memleketi olan Kayseri’den, Kayseri Emniyet
Müdürlüğü'nün yem olarak yatırmıştır. Burada amaç YERMEZ’in
kartını her makinaya sokuşunda yerini tespit
edebilmektir. Bu sayede takip yapılır. Sonunda polis banka aracılığı ile hesabı
bloke ettirir böylece kart üzerindeki parmak izi tespit edilebilecek ve olay
yerinden alınan parmak izleriyle karşılaştırılarak Yermez hakkındaki şüphe
kesinleşebilecektir.[37][37]
Ayrıca polis Beşiktaş’taki bankaya da hemen gitmiş ancak 15 dakika ile Yermez’i kaçırmıştır.[38][38]
Polis parmak izi tespiti yapamaz. Çünkü kartta parmak izi yoktur. Maalesef
banka kartı ATM’de tüylü alandan geçerken izler silinmiştir.[39][39]
Sonuç olarak Yermez polisin üstün gayreti ve teknolojiyi zekice kullanması
sayesinde köşeye sıkışır ve yargı süreci başlatılır. Özkan’da başarılı bir
gazetecilik örneğiyle tüm Türkiye’yi bu sürek avının şahidi yapar.
Görüleceği üzere teknoloji sadece suçlunun
işini değil polisin işini de suçlu takip ve tespitinde kolaylaştırabiliyor, hem
de sosyal hayatımıza girmiş, basit görünen unsurların akıllıca kullanımı ile.
Film endüstrimize bir teklifimiz var. “Devlet Düşmanı tarzı bir filmi Yener Yermez örnek olayını senaryolaştırarak beyaz perdeye
aktarabilirler. Böylece sınırlı teknik imkanlarla bile neler yapılabileceğini,
en önemli unsurun, teknolojiye sahip olmaktan önce insan unsuru olduğunu
vurgulayabilirler. Çünkü teknoloji tek başına sadece makine yığınıdır.
İnsanlığın yararına kullanabilmek için ilk şart yeterli donanıma sahip
beyinlerdir. Ve Türk polisi bu donanıma sahip olduğunu bahsettiğimiz örnek
olayla ispatlamıştır.
E-Mail-Lerimizin
İstenmeyen Misafirleri Spamler Ve Kapitalizmin Yeni
Yüzü
İnternet imkanları hukuk, sağlık, suç, ticaret,
eğitim ve reklam gibi hemen hemen her alanda
kullanılmaktadır. Bu alanlardan birisi de spam olarak
adlandırdığımız istenmeyen e-postalarla yapılan reklamlardır. Mail adresimizi
nereden aldıklarını anlayamadığımız firmalar, spamlarla
reklam yapmaktadırlar. Bu istenmeyen reklamlardan rahatsız olsak bile henüz
gerçek reklam felaketleriyle, bir başka deyişle kapitalizmin yeni işkence
yöntemleriyle karşılaşmış değiliz.
Mail kutumuza spam
gönderen firmaların, mail adreslerimizi nereden buldukları bir çok insan için
merak konusudur. Aslında spam yağmuru mağdurları mail
adreslerini kendi elleriyle verirler. Spam gönderen
firmalar genelde mesajları şu şekillerde edinirler:
Mail adresinize sürekli yazıştığınız bir
kişiden forward edilmiş bir mesaj gelir. Mesajda
yardıma muhtaç bir çocuktan veya kişiden bol acılı ve acıklı bir şekilde
bahsedilir. Daha sonra bu kişiye yardım
etmek isterseniz size gelen bu mesajı hemen diğer tanıdıklarınıza forward etmeniz istenir. Bunu yaptığınız takdirde o kişiye
bilmem kaç cent yardımda bulunacağınız yazılıdır.
Benzer başka bir mesajda ise arkadaşlık köprüsü kurmak için maili gene diğer
arkadaşlarınıza forward etmeniz gerektiği, eğer
mesaj size tekrar dönerse tüm dünyayı çevreleyen sonsuz bir arkadaşlık köprüsü
kurulacağı yazılıdır. Gelen maili değişiklik yapmadan kendi mail listine
forward eden kişinin mail adresi, bu mail yumağının
sonuna yazılır ve bir kar topu gibi mail adresleri eklenerek mail adresleri
toplayıp satan firmaların eline geçer. Bu firmalarda mail aracılığı ile reklam
yapmak isteyen şirketlere içinde yüz binlerce mail adresinin yazılı olduğu Cdleri hatırı sayılır bir ücretle satar. Hatta bu Cdlerde tasnifli listeler bile bulunabilir. Örneğin sadece
öğrencilere, doktorlara veya kazancı belli bir miktardan yüksek olanlara
yönelik gibi. Mail adreslerini elde etme yöntemlerinden birisi de internette sık sık üye olmamızı
isteyen bunun içinde mail adresimizi yazmamızı isteyen sitelerdir. Bu sitelerin
bir çoğu da mail toplayıcılığı görevlerini çok verimli bir şekilde yerine
getirmektedir.
Kişiler hakkındaki verileri ticarete yönelik
kullanmak isteyen bir sistemde her bilgi para anlamına gelecektir. Çünkü
kapitalizmin doğası bunu emreder. Böyle bir sistemde çocuk bekleyen bir aile
doktora kontrole gittikten sonra bebek bezi reklamlarıyla uğraşmak zorunda
kalabilir. Veya aşırı stres nedeniyle gittiğiniz psikologunuz size tatil
tavsiye ettiğini düşünelim. Eve varmadan turizm şirketleri sizi uzun bir
yolculuğa çağırabilir. Cinsel iktidarsızlık nedeniyle doktora giden ve aparmanda oturan bir şahıs, bir akşam
aparmanın girişindeki posta kutularından sadece, üzerinde kendi daire numarası
yazan kutuda cinsel iktidar güçlendirici ürünlerin, viagraların
reklamlarını veya azaltılmış numunelerini bulabilir. Yani doktora giden bir
kişi dönüşte alacağı reklamları komşularına izah edebilmek için mantıklı
bahaneleri de planlaması gerekiyor. J Kişilere ait verileri ticari kar amacıyla kullanmak için bilgisayarlar
çok kolaylaştırıcı imkanlar sunmuştur. Bazı firmalar kredi kartları ile yapılan alışverişler,
telefon konuşmaları, süpermarket kayıtları ve diğer finansal işlemler aracılığıyla sıradan vatandaşın bütün
günlük yaşamına ilişkin verileri bilgisayarların hafızalarında depoluyor. The Economist’e göre Acxiom Corporation in Conway adlı tek bir şirket, veri bankasında Amerikan hane
halkının yüzde 95’inin kamusal ve tüketim enformasyonunu muhafaza
edebilmektedir.[40][40]
Alışveriş alışkanlıkları tespit edilen kişiler istenilen alışverişe
yöneltilebilir. Kişiler bu yönlendirmeden habersiz olduğu için haksız ticarete
zorlanmış olacaktır. Bu kişisel haklara tecavüz sayılabilir.[41][41]
Türkiye’yi çok derinden etkileyen ekonomik
kriz Hürriyet Gazetesinden Ertuğrul ÖZKÖK'ün
bildirdiğine göre Amerika merkezli iki hacker fon'un
bir milyar dolar çekmesi ile başlamış. ABD'de ‘‘Hacker
fund’’ denilen bazı korsan fonlar varmış. Aslında
yaptıkları iş kanun dışı değil ama bazı piyasalara günü birlik girip çıkarak
spekülatif kazançlar sağlamaları piyasaları etkiliyormuş. İşte bu ‘‘hacker’’ fonlardan ikisi, Türkiye'de faaliyette bulunan bir
yabancı banka aracılığıyla bir milyar dolar çekince piyasa bir anda tedirgin
bir bekleyişe geçmiş. Bu psikolojik atakla birlikte krizi tetikleyen ikinci
psikolojik dalga gelmiş. Bazı bankalar bunu fırsat bilip, piyasada ‘‘kan davalı’’
oldukları daha küçük bazı bankalara karşı saldırıya geçmiş[42][42]
Örneklerden de anlaşılacağı üzere bilişim
alanında sorunlar sadece ceza kanununda bulunan suçlarla sınırlı kalmıyor. Suç
olup olmadığı belirsiz ancak haksız bir kazanç kapısı bariz olarak görünen
uygulamaların çok başımızı ağrıtacağı söylemek kehanet olmayacaktır.
Elektronik Gözetim
Teknolojinin gelişmesi ve yerküre üzerinde
bilinmedik, görülmedik dinlenilmedik yer kalmamış olması insanlarının sürekli
gözetim altında tutulduğu bir “gözetim toplumu” kavramını ortaya çıkarmıştır.
Şehir hayatında bir banka makinesinden para çekmek, cep veya normal telefonları
kullanmak, araba kullanmak, broşür doldurmak, kredi kartı kullanmak,
kütüphaneden kitap almak, hastaneye gitmek gibi sıradan görünen işler
hayatımızın vazgeçilmezlerindendir. Ancak tüm bu ilişki türleri bilgisayarlar
ve ona bağlı sistemler üzerinde iz bırakıyor. Modern hayat adını verdiğimiz bu
topluma katılmak, elektronik gözetim altında olmaktır.[43][43]
Gözetim toplumu hakkında yazın üretenler
arasında en çok bilinen ve etkileyici olan George Orwell
olmuştur. Orwell 1948 yılında büyük bir ön görüyle
bir ütopya romanı ortaya çıkarmıştır. Orwell 1984
isimli romanda Büyük Birader adını verdiği dev bir bürokratik organizasyon
tarafından vatandaşların tele-screnler aracılığı ile
24 saat gözetim altında tutulduğu bir toplumu son derece çarpıcı biçimde
anlatır. Orwell’ın romanını baskıcı Stalin
yönetiminden ilham alarak yazdığı söylenilmektedir. Orwell’ın
çizdiği karanlık senaryo, vatandaşların düşüncelerinin dahi denetlendiği,
totaliter bir topluma doğru gidildiği şeklindedir[44][44]
Bir sanat eseri olarak bolca betimleyicilerle
ironi haline getirilen 1984 romanı kadar abartılı olmasa da günümüzde de
benzeri senaryoların örneklerini görmek mümkündür. Yaratıcısı Kigpin olan "Örümcek Adam" isimli çizgi romandan
esinlenen Amerikalı yargıç Jack LOVE suçluları takip
ve gözetimde hem maliyetlerin azaltılması, hem de daha etkin bir denetim
sağlanacağından hareketle elektronik künyeler takılması uygulamasını
başlatmıştır.[45][45]
Bu sistemin ilk bakışta gözetim altında tutulması gereken suçlularla mücadele
açsından pratik ve etkin bir yöntem olarak görülse de sistemi tasarlarken
"Orwellvari" bir senaryonun hayata geçmesi kuşkusu için kafa yorulmadığı anlaşılıyor.
Gözetim konusunda en çarpıcı ve etraflı
analiz postmodern teorinin en önemli isimlerinden Michel Foucault’dan gelmiştir. Foucault gözetimi sadece örgütler açısından değil, toplumun
genelinde daha geniş bir disiplin bağlamında ele almıştır. Foucault,
modern toplumun kendisi disipliner bir toplum
olduğunu savunur. İktidar teknikleri ve stratejileri bu toplumun
temellerini oluşturur. Ordular, hapishaneler ve fabrikalar gibi belli kurumlar
içinde gelişseler bile etkileri sosyal hayatın dokusuna kazınmıştır.
Gözetim toplumu kavramını en iyi temsil eden,
Bentham’ın “panopticon
hapishanesi”dir. Bentham’ın panopticon’u
gözetim sisteminin mimari biçimidir. Aslında hiç bina edilmemiş olan bu çizim
özellikle Foucault’un dikkat çekmesinden sonra çok
meşhur olmuştur. Kısaca tüm tutuklu, işçi veya öğrencinin hareketlerinin
izlenebildiği ancak mini hücre veya odacıklardakilerin, gözetleyenleri
kesinlikle göremeyecek bir düzenektir panopticon.
Elektronik gözler ise aynen panopticon örneğindeki
gibi biz insanları bir veri öznesine dönüştürerek görünmeksizin ya da bilinmeksizin izlenebilir hale gelmemizi
sağlamaktadır.
Yeni teknolojiler, gözetim potansiyelini
sürekli arttırmaktadır. Marx’a göre içinde
yaşadığımız gözetim toplumunda artık hepimizin gizliliği tehdit altındadır.
Çünkü elektronik alanda neyin özel neyin kamusal olduğunun ayrımını yapabilmek
son derece güçtür. Örneğin telefonla bir yeri aradığımızda numaramızın, ev
adresimizin görünmesi özel bilgi midir? Her ne kadar bu konuda net bir şey
söylemek zor olsa da Amerika ve Kanada bir yasa ile 911’i arayanların
numaralarını, adresini ve kimlerin yaşadığının görünmesi için bir yasa
çıkararak konuyu yasal bir statüye oturttu. Ancak Türkiye’de cep telefon
operatörleri aksine de bir mevzuat bulunmamasından istifade ederek arayanların
numaralarını gösterecek sistemi uygulamaya soktu.[46][46]
Bir taraftan özgürlük, diğer taraftan da
gözetim işte internet denilen keşmekeşin kısa tarifi.
Ancak kullanıcıların ulaşabildikleri bilgi ile gözetebilenlerin ulaşabildikleri
bilgi oranı eşit midir? Sanırız eskiden olduğu gibi gene köyümüzün posta müdürü
bizden çok biliyor. Hepimiz Microsoft’un (big brother) minik askerleri haline mi geldik yoksa?[47][47]
Sonuç Olarak
Konu bilişim suçları olduğu zaman
Türkiye’deki ilgililer tarafından sürekli tekrarlanan bir temenni var. “Bu
suçlarla mücadele için bir şeyler yapılması lazım”. Araştırmalar sırasında bu
temennilerin internetin Türkiye’ye giriş tarihi olan
1993 yılından itibaren dile getirilmeye başlandığını gördük. Maalesef aynı
temennilerin büyük bölümü günümüz içinde geçerli. Bu suçların mağduru olmamak
için iki yol var. Birincisi teknolojiyi sosyal hayatımızın içinden çıkarmak,
ikincisi ise “bir şeyler yapmak lazım”. Aldous Huxley’in bir zamanlar söylediği gibi, olaylar görmezlikten
gelinmekle yok olmazlar.
İnsanlığın hayatına etki eden bunca şey hep
elektrik vuruşlarca temsil edilen komutları yönlendirerek, ya
açık ya da kapalı duran bir dizi kapı sayesinde
çalışıyor. Açık (1) ve kapalı (0) olarak temsil edilir. Vuruşun kapılar boyunca
geçtiği yol işlevi belirler. En saf haliyle
bilgisayar budur işte; sonsuz giriftlik yaratan mutlak basitlik.[48][48]
* Komiser, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Ankara Üniversitesi, İLEF Halkla İlişkiler Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi
[1][1] İnci PEKGÜLEÇ APAYDIN, Türkiye Bilişim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu, 23-24 Mart 2001,Ankara, Açılış Konuşmasından,
[2][2] Prof. Dr. Asaf VAROL, Bilişim Teknolojilerinin Sebep Olduğu Yeni Suç İşleme Yöntemleri ve Çözüm Önerileri. Bu çalışma 24 Mart 2001 tarihinde Bursa'da düzenlenen "Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuk Açısından Doğurduğu Sorunlar" başlıklı panelde yazar tarafından dağıtılmıştır
[3][3] Dr. Mehmet ÖZCAN'ın 1-3 Kasım tarihlerinde İstanbul Harbiye Askeri Müzesinde düzenlenen inet-tr'2001 konferansındaki sunumundan.
[4][4] Böylesi olaylar en çok Amerika olmak üzere artık tüm dünya ve Türkiye'de sıkça rastladığımız olaylardandır.
[5][5] Haluk İNANICI, Bilişim ve Yazılım Hukuk Uygulama İçinden Görünüşü, İstanbul Barosu Dergisi, 1996/7-8-9
[6][6] Bahadır AKÇAM, Suçla Mücadele Edenler İçin İnternet, 1999, TBD Yayınları, s 45
[7][7] İnternet suçları tam bir virüs gibi yayılarak kendi suçlularını yetiştirmektedir, çünkü bu gün, 30.000’i aşkın bu suçların nasıl yapılacağını öğreten siteler vardır ve bunlar sürekli artmaktadır.
[8][8] P. MUNGO-B.CLOUGH, Sıfıra Doğru, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999
[9][9] P. MUNGO-B.CLOUGH, Sıfıra Doğru, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999
[10][10] http://www.olympos.org/
[11][11] http://www.olympos.org
[12][12] ABD'li güvenlik mühendisi James Clay’ın, Akdeniz CALS '97'deki tebliğinden
[13][13] http://www.olympos.org
[14][14] Ferhat BİNGÖL, Sonunda Özgür Mü?, PC Net Dergisi, Ağustos 2000, 178-180
[15][15] 19.08.2001 Güvenlikci.com
[16][16] 16 Ocak 2000 tarihli NTVMSNBC Haber Geldi Servisi
[17][17] BT-NET
[18][18] Savaş KÖSE, Güvenlik kavramları ve ilkeleri II, www.bilisimcumhuriyeti.com
[19][19] Savaş KÖSE, Güvenlik kavramları ve ilkeleri - I, 05/11/2001. www.bilisimcumhuriyeti.com
[20][20] Birol AYDIN, http://212.154.21.40/2001/08/18/ haberler/haberlerdevam.htm (18.08.2001 Zaman Gazetesi)
[21][21] Talat HALMAN, BT Haber Dergisi, Sayı 252, 17-23 Ocak 2000
[22][22] 10 Kasım 2001 tarihli NTVMSNBC Haber Geldi Servisi
[23][23] 6 Kasım 2001 tarihli NTVMSNBC Haber Geldi Servisi
[24][24] Özellikle “korunabilecek” kelimesini seçtim. Çünkü dürüst vatandaşın hakkını daha fazla koruyup savunabilme “imkanı” doğacak ancak bu iyi niyetimizin hayata geçirilmesi veya yeni bir işkence yöntemi olarak kullanılması her zamanki gi uygulayıcılara ve toplumumuza düşüyor.
[25][25] Metin KAZANCI, Kamuda ve Özel Sektörde Halkla İlişkiler, Turhan Kitabevi, 2 Bası, s.2
[26][26] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçesi: Dilek Hattatoğlu, s. 24
[27][27]www.milliyet.com.tr%2F1997%2F02%2F04%2Fyasam%2Fbuyuk.html,,aol
[28][28] Eşref ADALI, 24 Mart 2001 tarihinde Bursada düzenlenen "Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuku Açısından Doğurduğu Yeni Sorunlar" başlıklı seminerdeki konuşmasından
[29][29] Nedret ERSANEL, Siber İstihbarat, ASAM Yayınları, Ankara 2001
[30][30] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçe’si: Dilek Hattatoğlu, s. 87
[31][31] Burada telefonun kullanılmasından maksat, sim kart ve telefonun birlikte kullanımı değil, sadece telefon cihazının kullanımından bahsediliyor.
[32][32] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 28 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.5
[33][33] 29 Ağustos 2001 tarihli Star Gazetesi, s.1
[34][34] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 29 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.5
[35][35] J
[36][36] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 30 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.5
[37][37] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 01 Eylül 2001 tarihli Milliyet Gazetesi,
[38][38] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 31 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi,
[39][39] Garih Cinayeti, 01 Eylül 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.17
[40][40]http://www.activefinans.com/activeline/sayi16/futuriya.html
[41][41] Eşref ADALI, Kişisel Bilgilerin Korunması, "Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuku Açısından Doğurduğu Yeni Sorunlar" 24 Mart 2001 Bursa, s. 30
[42][42] Ertuğrul ÖZKÖK, 7 Aralık 2000 Perşembe, Hürriyet Gazetesi
[43][43] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçesi: Dilek Hattatoğlu, s.17
[44][44] Prof.Dr. Veysel Bozkurt, Gözetim ve İnternet:Özel Yaşamın Sonu Mu?, http://www.isguc.org/
[45][45] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçesi: Dilek Hattatoğlu, s. 65,66
[46][46] Eşref ADALI, Kişisel Bilgilerin Korunması, "Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuku Açısından Doğurduğu Yeni Sorunlar" 24 Mart 2001 Bursa, s. 31
[47][47] http://www.activefinans.com/activeline/sayi16/ futuriya.html
[48][48] P. MUNGO-B.CLOUGH, Sıfıra Doğru, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999